AK Parti’ye oy vereceğim, çünkü…

Sıkışık günlerden geçiyoruz. Hayatımız böyle sıkışık bir Türkiye’de geçti. Eskiden de sıkışırdık ama genelde beyhude olurdu bu. Sıkıştığımızla kalır, bu ülkeden bir an evvel kurtulma planları yapar, buna muktedir değilsek de, kaçma hayalleri kurardık.

Eski Türkiye bir kâbus gibi benim için. Bir an 1970, 1980 ve 1990’lı yıllara geri döndüğümüzü farz etmek bile beni boğuyor. Evinin önünden alınıp devlet tarafından infaz edilenler, bir beyaz Toros’un Diyarbakır’da Kürt avına çıktığı günler, darbeler, muhtıralar, her Allah’ın günü medyada aydınların linç edilişini seyretmek, azınlıklara yapılan hakaretleri sineye çekmek, bir yandan yaşam gailesi, devlet hastanelerinde, vergi dairelerinde hayvan muamelesi görmek, sürekli hakkına tecavüz edilmesi, adalete bırakın güvenmeyi, onun bir suç aleti olarak sana doğrulduğunu bilmek, askerin cüreti, siyasetin çaresizliği, yaşanan mutat ekonomik krizler…

Daha sayayım mı?

Yaşım 42, daha genç sayılırım. Bu 42 yıla neler sığmadı ki? İki açık, bir post-modern darbe, 30 yıldır süren bir Devlet-Kürt savaşı ve 50 bin insanın hiç yere hayatını kaybetmesi, işkenceler, sakatlanmış sayısız beden ve ruh, aşağılanma, fakirleşme, cinsiyetçilik, ırkçılık, şiddetin resmî dil olması, sürekli korkmak, korkutulmak ve ümitsizlik.

O nedenle Türkiye’de son 10 yıldır yaşanan değişimi en çok fark edenlerden biriyim. Bu iki şeye yol açıyor; ilki yapılanları takdir etme ve adalet duygusu, ikincisi ise, değişimin daha hızlı olmayışına dair tahammülsüzlük, zaten olması gerekenlerin bu kadar gecikmesine duyulan isyan.

Şimdi bir seçim arifesindeyiz. Seçim kampanyalarında sergilenen iç karartıcı tablo, söylem ve eylemlere karşı en dolaysız eleştirileri, iktidar ve muhalefet partisi ayırımı olmadan bu köşede okudunuz. Bundan sonra da okuyacaksınız.

Ancak adı üzerinde bu bir seçim. Çoğumuz sempati beslediğimiz, bizim için iyi olacağını düşündüğümüz bir partiye veya bağımsız adaya oyumuzu vereceğiz. Kimisi de, oyunu kullanmayarak yine bir seçim yapmış olacak. Ben özellikle siyaset yorumu yapan ve toplum önünde olan yazarların ve hatta gazetelerin tercih ve tercihsizliğini nedenleriyle paylaşması gerektiğini düşünürüm. Bunu, mideden konuşmaktan, imalı, Özkökvarî mayınlı yazılar yazmaktan çok daha dürüstçe bulurum.

22 Temmuz 2007 seçimlerinde Baskın Oran’a oy vermiştim. Yerel seçimlerde AK Parti’ye, referandumda ise Evet’e mührümü basmıştım.

Bu pazar günü ise, oyumu yine AK Parti’ye atacağım.

Beni AK Partili olmakla suçlayan mailler ve tweetler alıyorum bazen. Sanki AK Parti’ye oy vermek veya onu desteklemek bir günahmış gibi. İslamofobiyi ve AK Parti’nin tabanını göbeğini kaşıyan bidon kafalılar olarak öyle içselleştirmişler ki, benim gibi muhalif, kentli, laik, Ermeni ve demokrat kimliği olan bir kişinin AK Parti’ye oy verecek olmasını kendilerine bir ihanet olarak görüyorlar.

İyi de, beni kim sizden yaptı ki?

Bu benim şahsi tercihim ve gayet isabetli olduğunu düşünüyorum. Bunu açıklayarak elimi taşın altına sokma sorumluluğu da hissediyorum. Bu ülkenin yeniden kâbus günlerine dönmemesi için AK Parti’nin, siyaset temizlenene, AK Parti’ye özgürlükçü rakipler çıkana kadar bir süre daha yönetmesi gerektiğini düşünüyorum. 12 Eylül, Susurluk, 28 Şubat, 27 Nisan’a dair adalet ümidinin nereden kaynaklandığını görmezden gelemem. Bu sürecin yarıda kesilmemesine ve Ergenekon tarafından hazırlanan CHP-MHP koalisyonuna karşı kendi bir oyumca önlem almadan bu seçimi geçiştirirsem, ileride kendimi affedemem.

Ermeniler 22 temmuzda oylarını Baskın Oran, Ufuk Uras ve AK Parti arasında bölüştürmüşlerdi. Bu seçimlerde böyle bir zorunlulukları yok. Blok da maalesef bir Ermeni vatandaşı Ermenilerin yoğun ikâmet ettikleri İstanbul 2. ve 3. Bölgelerden aday göstermeye cesaret edemedi. Dolayısıyla, Ermenilerin rasyonel davranıp AK Parti’yi destekleyeceklerine eminim. Akıl ve vicdan bunu gerektiriyor.

AK Parti ve Başbakan hakkındaki eleştirilerimi biliyorsunuz. Bu eleştirilere ilkelerim gereği devam edeceğim. Vereceğim oyda tabii şerhlerim de olacak. Tabanın talepleriyle oluşmuş, etnik vurgusu ve dokunulmaz maddeleri olmayan bir halk anayasası, Kürt sorununda ivedi adımlar, operasyonların durması, milliyetçi söylemin terk edilmesi, Taksim projesi gibi Petrovarî projelerin oldubittiye getirilmemesi, sosyal politikaların ekonomik büyüme ile tenasüp halinde olması, Ergenekon, Balyoz davalarının sürat ve adaletle sona erdirilmesi, 12 Eylül, Susurluk, 28 Şubat ve 27 Nisan muhtıralarının müsebbiplerinin yargıya hesap vermesi bunlardan en önemli gördüklerim.

AK Parti’ye oy vereceğim, çünkü dört sene sonra ondan hesap sorabilirim. Ama parti görünümü verilmiş vesayet payandaları karşısında yapabilecek bir şeyim yok.

Sizin var mı?

markaresayan@hotmail.com

Taraf, 09.06.2011

Advertisement

29 thoughts on “AK Parti’ye oy vereceğim, çünkü…

  1. 12 Eylül’de yetmez ama evet dedim ve şimdi AKP tarafından dolandırıldığımı düşünüyorum. Başbakanın yeterli çoğunluğa ulaşırsak referanduma gitmeyiz, muhalefette isterse bize destek verir yönündeki açıklama da bana Hitler’i ve Menderes’in uygulamalarını hatırlattı. O rahmetliler de böyle yapmışlardı. Ama darbeci bir ordu ve SSCB yok artık. Bu nedenle AKP 330un altında kalmalıdır demokrasinin sağlığı için.

  2. (twitter’da yazdığımı buraya kopyalıyorum.)
    @markaresayan hiç anlamadım. sırrı süreyya ermeni değil diye mi ona oy vermiyorsunuz? ak parti ondan daha mı iyi temsil edecek ermenileri?
    (bu da 140 karaktere sığmayan ek sorum:)
    buna gerçekten inanıyor musunuz markar bey?

  3. Markar Bey,
    Sizi tüm kalbimle anlıyorum ve elbette ki tercihinize saygı da duyuyorum; -hani lafın gelişi ya da bir lütuf sunar gibi değil, tersine, karşınızda haddimi sınırımı bilmem anlamında bir saygı bu- fakat yine de sormak zorundayım, 42 yaşınız boyunca yaşadığınız, tanık olduğunuz onca kötülüğün bir ucunda AKP’de temsil edilen zihniyet ve bizatihi birçok AKP kadrosu da yok muydu? Benim yaşım 46 ve bunca yıl içinde Türkiye’deki en iyi hükümet sıralamasının başında AKP’nin geldiğini rahatça da söyleyebilirim; fakat, sadece Çiller benzeri diğer katliam hükümetlerine kıyasladır bu iyilik durumu.
    AKP bir yana, ille de oy vermek zorunda mısınız? Sadece Cemil Çiçek ismi bile yetmez mi?
    Babanıza dair yazdıklarınızın bende yarattığı kardeşlik duygusu o kadar güçlü ki; bunları yazmadan önce “ben neden Markar gibi düşünemiyorum?” diye kendime sorduğumu da bilmenizi isterim. Yazmama gerek var mı emin değilim ama belki sizin tercihinizi eleştirdiğim için bilmek istersiniz; bana çok benzediğini düşündüğüm için Sırrı Süreyya’ya vereceğim oyumu.

    Bekir Tarık

  4. Helal olsun takım tutar gibi parti tutmuyosunuz,ben de bir zamanlar bu ülkenin zencileri olarak görülen Anadolu insaniyim ama şimdi eşitlik adalet var tebrik ediyorum

  5. Pingback: Seçim « defter

  6. güç… güç o kadar tatlı ki, damarlarda dolaşıp uyuşturur ve sonrası.. ve sonrası… zulüm. tayyip erdoğan uyuşma evresini gecti ne yazık ki..

  7. mesele ülkeyi yöneten hükümetin üyelerinin bile başbakan karşısında konuşma yetkilerinin alınmış olması. Bu şartlar altında Türkiye de demokrasi ve özgürlük vardır denebilir mi? Hadi çıraklık, kalfalık dönemlerini aştık. Kalfanın karşısında ezilip büzülen siyasiler, gazeteciler, hukukçular, emniyetçiler, askerler, sanayiciler ustadan tokat yemeğe başladıklarında onları kim kurtaracak?

  8. en fazla 12-15 sene sonra Türkiye, 2003′teki Irak’ın durumuna düşecek. Afganistan, Suriye, Mısır gibi olacak. Çünkü bu noktaya kadar Türkiye’nin yaşadığı siyasal ve sosyal süreç yalnızca korkudan beslendi. Şimdi de AKP korkudan beslenmeye devam ediyor. İstikrar sürsün diyor. İstikrarın sürmesini ben de istiyorum. Ama istikrar tek bir partinin tekelindeki bir meta olmamalı. AKP Türkiye istikrarının olmazsa olmazı mı olacak? Ne zaman bitecek bu “korku saikiyle” tavır alış? Bu süreç sonucunda Erdoğan’ın bir Kaddafi olmayacağını kim garanti edebilir? Ben edemiyorum. Başka herhangi bir seçeneğin de işi iyice çıkmaza sürükleyeceğini biliyorum. Maalesef hiçbir çözüm yok. Dediğim gibi, 12-15 sene sonra Türkiye Kaddafisi Erdoğan yönetiminde yaşıyorken, ABD askerleri girecek vatanımıza. Üstelik askeri üs olarak da durum tamamen hazır. Göreceksiniz….

  9. Tamahkârlar olmasaydı sahtekârlar aç kalırdı.. 9 yıl önce aynı yerdeydik, herşeye rağmen mayamızın aynı olduğunu düşünüyorum.. tek farkımız: siz AKPnin sahte demokrasi vaadlerine, militarizmle dövüşme görünümlü kadrolaşmasına, istikrar soslu menfaat koalisyonuna tamah, ettiniz ben etmedim.. siz sahtekârları doyuradurun, ben ezilenlerle birlikte aç kalmaya devam edeceğim..

  10. anayasa değişikliğine evet oyu verdiniz de ne oldu? 12 eylül darbecilerini yargılamak konusunda yapılan meclis oylamasında akp hayır oyu vermedi mi? bu sansasyonel gerçeği nasıl göz ardı edersiniz? amacınız ne sizin?

    demokrasiyi feodal ve teokratik dikta zihniyetli birine teslim ediyorsunuz. bunun ciğeri kediye teslim etmekten ne farkı var?

    bence sizin tek derdiniz tükürdüğünü yalamış duruma düşmemek. ne insan ne de demokratik haklar umurunuzda değil, vicdansızsınız.

    söyler misiniz bana dürüst, bilgili, saygılı siyaset adamı kılıçdaroğlu neden “tu kaka!” sizin için?

  11. çok ilginç; ikinci paragraftaki şikayetlerinizin hiçbirisini bertaraf etmemiştir, bertaraf edecek kapasitede de değildir oy vereceğiniz partinin kurduğu, kuracağı hükümetler.

    ilginç olan bir başka şey bu kadar “kürt” nedeni sıralanıp, bugünden kürtler konusundaki rengini artık savaş diliyle seçmiş bir parti tercihiyle sonuçlandırmak mükemmel bir kafa karışıklığının ürünü olsa gerek.

    ya nedenler bu yazıda yazılanlar değil (ki bu malumunuz bir yazar için vahim bir durumdur) ya da bu neden-sonuç ilişkisizliği ile ak partiye (gönlünüz hoş olsun diye akp yazmıyorum) gönül kaydırmanızda bildirmediğiniz, belki de (niyet okuyorum) ifade edemediğiniz başka nedenler mevcut.

    özet geçiyorum; nedenlerinizle sonuçlarınız birbirini tamamlamıyor. yeni bir yazı denemelisiniz bence

  12. Markar Bey,

    Kararınızda tartışılacak hiç bir nokta yok bence. Siz vicdanınız nereyi uygun görüyorsa oraya veriyorsunuz. Taraf çıktığından beri izleyen bir okuyucunuz olarak, çoğunlukla ortak duygu, vicdani noktaları paylaşıyorum sizinle. Ben bağımsız adaylara vereceğim oyumu. Bu konuda netleşmemi sağlayan şey ise, bir sürü uygulaması ile ülkenin önünün açılmasına neden olan başbakanın, maalesef seçim sürecinde izlediği gerginlik, milliyetçi söylemlerinin artması yanında, işi en son Bahçeli ile idam yarışına girmesi oldu. Bu doz beni ürküttü. Bu nedenle Önder Aykaç artık sizin gazetede yaz(a)mıyor.

    Umarım seçimlerimiz bizleri pişman ettirmez. Selam ve saygılarımla.

  13. hepinize yorumlarınız için teşekkür ederim. yazımda kendi düşüncelerimi hiç saklamadan estetize etmeden yazdım. herkesin tercihine de saygılıyım. gelecek oyle veya böyle sekillenebilir ve tahminlerimizde yanılabiliriz. ben bu riski de alarak oyumu sürecin devam etmesini onemsediğim için Ak Parti’ye vereceğim. basbakan beni son derece rahatsız eden söylemlerine devam ediyor. ama su an kızıp gemileri yakma lüksüne sahip olmadığımı dusunuyorum. retorik ile siyaseti de birbirine karıştırmamak lazım. ülke için hayırlısı olsun. sevgiler

    Markar Esayan

    • <>

      Markar Bey, bence yazınızın bu bölümünü açmanız, açıklamanız iyi olur. Çünkü ben gerçekten burda maksadın ve meselenin ne olduğunu anlamadım. Arkadaşlarla konuştuk; onlar da anlamadıklarını söylediler.

      Sorun, blokun Istanbul 2. Bölge adayı Sırrı Süreyya Önder’in Ermeni olmaması mıdır? Ama Kürt de değil. Bu, Kürtlere göre, Kürtleri mecliste temsil edebilmesine engel teşkil etmiyor. Bizim bildiğimiz Sırrı Süreyya, Kürtleri olduğu gibi, Ermenileri de, Süryanileri, Alevileri de temsil edebilir. AK Parti’den de daha iyi, daha dürüstçe, daha insanca yapar bunu.

      Yoksa asıl sorun, sizin blokun (o zamanki versiyonunun), 2007 seçimlerinde Baskın Oran’ı sabote etmesini, karşısına kendi adayını çıkarmasını affedememenizden mi kaynaklanıyor? “Kürtler, soykırım meselesine sahip çıkan yegane adayı istemediler, şimdi ben de onların desteklediği adayı istemiyorum” mu diyorsunuz? Eğer böyle düşünüyorsanız, bunu açıkça yazın, söyleyin bence. Her şey açıkça tartışılsın.

      O zaman Baskın Oran’ı meclise sokamamış olmamız, bence Türkiye’nin büyük kayıplarından ve Türk siyasetinin utançlarından biridir. Yani eğer mesele buysa, ben sizi anlayabilirim. Ama şu anda, “Blok Ermeni aday çıkarmadı da, ben de ondan AK Parti’ye oy veriyorum” demeniz, gerçekten muğlak ve kafa karıştırıcı bir tavır bence.

      Saygılarımla.

  14. Kılıçdaroğlu’nun şahsında Alevilere “mum söndü” meselesiyle çıkışan, kalçasını kıran genç kadına “Kız mıdır, kadın mıdır, bilemem” diyen, Metin Lokumcu için “Adını bilmiyorum, üzerinde de durmak istemiyorum” diye bir cümle kuran İnan Kıraç’ın yaptığı bir sohbetin “riskli” olduğunu hatırlatan, Nuray Mert’i “namert” diye hedef gösteren, yasadışı elde edilmiş mahrem kaset kayıtlarına referans vererek özel hayatın gizliliğini açıkça ihlal eden bir Başbakan’a tabi ki oy vermelisiniz. Üstelik bir azınlık mensubu olarak, bu tercihinizi daha da çok dillendirmeli ve haykırmalısınız ki, iktidar sizi ezmesin, “müsamaha” göstersin. Buna uluslararası ilişkilerde “bandwagoning” denir. Güçlünün yanında yer almak. Herkesin tercihine, oyuna, sonuna kadar saygı duyuyorum. Ancak umuyorum bu tercihinizin bedelini ileride kafanızı çokça duvara vurarak verirsiniz. Tek dileğim bu.

  15. Bende oyumu Diyarbakırdan Akpye vereceğim.. Böyle söyleyince yani ben oyumu sivil bir hükümete kullanıyorum dediğimde burada kendilerini vatanperver beni de hain olarak görmekten en ufak bir beis görmüyorlar..ama alışıyor insan anayasa var umutla baktığımız bir geleceğin olması inancı var ve çocuklarımın iyi günler yaşaması için önce benim ve ülkemin güzel günlerini yaşaması gereken koca bir hayatı var..ve bolca acı çekmekten kaynaklandığını düşündüğüm bir his kaybıyla acıyla uyuşmuş kafalarını çevirip gerçeklere korkmadan bakabilecek cesaretli insanlara ihtiyacımız.. kimbilir umutlara bir fırsat adına oyum onlara…

  16. “Denize düşerken yılana sarıldım ve her şeye rağmen o yılana sarılmaya devam ediyorum, beni tekrar bir başka uçuruma sürekleme ihtimali olduğunu bile bile.”

    Yazınızın özeti ne yazık ki budur. “İyi de, beni kim sizden yaptı ki?” sorusuyla karşınızdakinin değil, kendi defonuzu ortaya koymuş oluyorsunuz. Zira, “siz” dediğiniz kişiler kim allaşkına? Ben AKP ve CHP karşıtı (CHP’yi asla “sol” kabul etmeyen) bir solcuyum, hatta zamanında, aynı bölgede yaşıyor olsaymışız, Baskın Oran veya Ufuk Uras’a oy vermeyi düşünmüş bir solcuyum. Benim sizin tutumunuza getireceğim eleştiriye de mi aynı soruyla karşılık vermeyi düşünüyorsunuz? Beni (ve benim gibileri) de mi “soykırımı iplemeyen, Hrant linç edilirken sesini çıkarmayan solcular” gibi saçmasapan,[1] hatta gayet ırkçı[2] bir genellemeye alet etmeyi düşünüyorsunuz? (kaynak: Twitter)

    [1] “Saçmasapan”, zira soykırımı iplemeyene, sadece Hrant değil, herhangi bir azınlık mensubu veyahut fikir adamı linç edilmeye kalkışıldığında sesini çıkarmayana zaten solcu denmez. Bunu siz de gayet iyi biliyorsunuz. Solcular her iki konuda da sesini çıkarmışlardır ve çıkarmaya devam edeceklerdir. Siz ise bunu görmezlikten gelip, tarihin büyük bir hatası olarak kendilerine “solcu” damgası vurulmuş ittihatçılardan kaçarken, tarihin bir başka büyük hatası olarak kendilerine “liberal” damgası vurulmuş neo-Abdulhamidlere sarılmayı uygun görüyorsunuz. Soykırım tartışmalarında inkarcılığa yatanlar ve şovenizme başvuranlar, ittihatçıların yanı sıra, işte bu neo-Abdulhamidlerdir. Bu gerçeğe, hem fikir önderlerinin (bkz: Cemil Çiçek’in “arkamızdan hançerliyorsunuz”, RTE’nin “100 bin Ermeniye hadi evinize deriz” tarzı demeçleri, “uçube”nin asıl yıkılış nedeni, Ermeni olmakla “suçlanan” Abdullah Gül’ün tepki olarak Ermeni olmadığını ıspatlama telaşına kapılması vs.), hem de, ve belki de asıl önemlisi, bu zihniyetin tabanına mensup, yani zihniyeti taşıyan ve ileride de taşıyacak ve hatlarını belirleyecek olan sıradan halka mensup küçük Abdulhamidlerin demeçlerinde ve davranışlarında (bkz: şahsi tecrübelerim) tanık oluyoruz.

    [2]Ayrıca, evet, ırkçı bir retoriğe sahipsiniz – ne yazık ki tutumunuzu tanımlayacak başka bir kelime bulamadım. Zira, siyasi tercihinizi tamami ile “Ermenilik” üzerinden şekillendiriyor (“Solcuların soykirimi iplemediği, Hrant’i linç ederlerken seslerini çıkarmadığı bir ülkede, AKP’ye neden oy vereceğimi anlamaktan uzaksınız” – Twitter), yani, siyasi tercihinizin çarpık gerekçelerini solcuların tümünü adeta Ermeni düşmanlığıyla, yani ırkçılıkla itham ederek haklı çıkarmaya çalışmakla kalmıyor, aynı zamanda, yine genellemeci bir tutumla, “rasyonel, vicdanlı Ermenilerin” hangi partiye oy vermeleri gerektiğine dair adeta bir fetvada bulunuyorsunuz.

    Yani, “rasyonel, vicdanlı Ermenilerin” neden mesela Blok’a değil de, sadece ama sadece AKP’ye oy vermesi gerektiğine dair argümanınıza gerçekten akıl sır erdiremiyorum: “Blok da maalesef bir Ermeni vatandaşı Ermenilerin yoğun ikâmet ettikleri İstanbul 2. ve 3. Bölgelerden aday göstermeye cesaret edemedi. Dolayısıyla…” .
    AKP cesaret edebildi mi peki? Hadi orasını geçelim: AKP, şovenist ve ırkçı söylemlerden ve davranışlardan vazgeçmeye cesaret edebildi mi? Cemil Çiçek, Abdulkadir Aksu, Muammer Güler gibi isimlerle ve derin devletçi nice bürokratla, ayrıca Dersimli Alevileri “Ermenilik” ile “suçlayan” (!) Fethullah Gülen ile yollarını ayırmaya cesaret edebildi mi? E hayır..? Cevap kocaman bir H-A-Y-I-R. Peki o halde, yani Blok ve AKP arasında seçim yaparken mesele “Ermeni bir vatandaşı aday gösterip göstermemek”ten ibaret ise, neden Blok değil de, yine ısrarla AKP? “Bu davranışı Blok’a yakıştıramadım, ama AKP’ye yakıştırabildiğim için tercihim AKP” mi demek istiyorsunuz?

    Bir taraftan ülkenin insan hakları ve sosyal haklar konusunda gelişmesine, yani sizin tabirinizle “Tabanın talepleriyle oluşmuş, etnik vurgusu ve dokunulmaz maddeleri olmayan bir halk anayasası, Kürt sorununda ivedi adımlar, operasyonların durması, milliyetçi söylemin terk edilmesi, Taksim projesi gibi Petrovarî projelerin oldubittiye getirilmemesi, sosyal politikaların ekonomik büyüme ile tenasüp halinde olması, Ergenekon, Balyoz davalarının sürat ve adaletle sona erdirilmesi, 12 Eylül, Susurluk, 28 Şubat ve 27 Nisan muhtıralarının müsebbiplerinin yargıya hesap vermesi”ne vurgu yaparken, diğer taraftan siyasi tercihinizin sebeplerini tamamıyla Ermeni kimliğinize indirgediğiniz o kadar bariz ki.

    Açık konuşayım: Türkiye’deki Ermeni cemaatinin şimdiye kadar alamadığı o rahat nefesi AKP’nin bazı reformları sayesinde az da olsa (“yetmez ama evet”) alabildiğini inkar edecek kadar kör değilim. Dolayısıyla, neden bir Ermeni olarak AKP’ye bazı yönlerden olumlu baktığınızı anlayabiliyorum. Lakin bence şunu görmezlikten geliyorsunuz: AKP, Baskın Oran’ın tabiriyle “HASÜMÜT ERKEK” olmayanlara (burada lahasümütün’ün la’sı eksik, farkındayım) diyor ki: “Ermeni (veya gayrimüslim) / Kürt / Kadın / Alevi olabilirsin, ama sadece bizim çizdiğimiz ve çizmeye devam edeceğimiz sınırlar içerisinde.” Yani, “Ermeni isen, zimmiliğini bil, diyasporanın, Ermenistan’ın oyunlarına gelme”. Veya, “Kürt isen, müslümanlığını bil, devlet dinine laf atanların oyunlarına gelme”. Veya, “Kadın isen, kadınlığını bil, 3 çocuk doğurmadan karşıma çıkma. Veya “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse en büyük Alevi benim!” (“Eşcinsel, dinsiz veya solcu olmayı ise aklından bile geçirme!”)

    Siz buna rağmen, “Benim şu anki ve kısa vadedeki şahsi çıkarlarıma en uygun parti AKP’dir” diyorsanız, ben buna elbette karışamam, hatta hak da verebilirim. Ama lütfen bu bencil düşüncenizi allayıp pullayıp, sanki derdiniz ülkedeki tüm sorunların çözülebilmesiymiş gibi, sanki herkesin özgürlüğünü savunuyormuşsunuz gibi sunmayın. Siz sadece AKP’nin izin verdiği kadar gayrimüslim olmayı kafi bulmakta özgürsünuz. Ama bu ülkede “kendi sınırlarımı kendim belirlerim” diyebilmek isteyen gayrimüslimler, Kürtler, kadınlar, Aleviler de var (olmalı). Hatta, belki şaşıracaksınız ama, “eşcinsel veya dinsiz veya solcuyum (veya Hopa’lıyım :) )” diyebilmek isteyenler bile var! Ne olursunuz o insanları kendi çarpık gerekçelerinizi doğrulamak adına, “Soykırımı iplemediniz, Hrant’ın katline ses çıkarmadınız!” gibi gayet (kusura kalmayın) ‘bel altı’ demagoji örnekleriyle kirletmeye çalışmayın. Aksi takdirde “ırkçı” ne yazık ki siz kendiniz oluyorsunuz.

    Siz zamanında haklı gerekçelerle sarıldığınız yılana günümüzde de, Abant’taki göz boyamaların etkisiyle, sarılmaya devam edebilirsiniz. Ama bana göre o yılanı boynumuzdan atmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Gün gelir o yılan sizi de Aliyev’in hatrına kurban eder, “4 yılda bir sandığa giderek hesap soruyorum” gibi bir safsata dahi sizi kurtaramaz. Demem o ki, AKP dahil hiçbir parti alternatifsiz değildir – o sizin kuruntunuz.

    … derken, son tweet’inize takıldı gözüm: “Allah korusun solcu değilim”.

    “Allah korkusun” ha? Canınız sağolsun Sayın Esayan :)

  17. Ahmet Altan’ın Başbakan’a hakaretten yargılandığı davadaki savunmasını bu linkten neden kaldırdınız? Ve Erdoğan’ın ‘Affedersiniz Rumluğumuz…’ sözünden sonra hala AK Parti’ye oy vermeyi düşünüyor musunuz?

    • Geçici olarak siteler alsın diye birgünlüğüne koymuştum. Bu sitede sadece kendi yazılarımı yayımlıyorum. Bu açıklama yeterli mi? Evet AK PArti’ye oy verdim. Bunun nedenleri için bknz. yazim:)

  18. “Dolayısıyla, Ermenilerin rasyonel davranıp AK Parti’yi destekleyeceklerine eminim. Akıl ve vicdan bunu gerektiriyor.” Emin olmayın. Her akıl ve vicdan afedersin “ne yahudilik ermenilik afedersin rumluğumuz kaldı” kadar geniş değil.

  19. ————-
    Ermeniler 22 temmuzda oylarını Baskın Oran, Ufuk Uras ve AK Parti arasında bölüştürmüşlerdi. Bu seçimlerde böyle bir zorunlulukları yok. Blok da maalesef bir Ermeni vatandaşı Ermenilerin yoğun ikâmet ettikleri İstanbul 2. ve 3. Bölgelerden aday göstermeye cesaret edemedi. Dolayısıyla, Ermenilerin rasyonel davranıp AK Parti’yi destekleyeceklerine eminim. Akıl ve vicdan bunu gerektiriyor.
    ————–
    Markar Bey, bence yazınızın bu bölümünü açmanız, açıklamanız iyi olur. Çünkü ben gerçekten burda maksadın ve meselenin ne olduğunu anlamadım. Arkadaşlarla konuştuk; onlar da anlamadıklarını söylediler.

    Sorun, blokun Istanbul 2. Bölge adayı Sırrı Süreyya Önder’in Ermeni olmaması mıdır? Ama Kürt de değil. Bu, Kürtlere göre, Kürtleri mecliste temsil edebilmesine engel teşkil etmiyor. Bizim bildiğimiz Sırrı Süreyya, Kürtleri olduğu gibi, Ermenileri de, Süryanileri, Alevileri de temsil edebilir. AK Parti’den de daha iyi, daha dürüstçe, daha insanca yapar bunu.

    Yoksa asıl sorun, sizin blokun (o zamanki versiyonunun), 2007 seçimlerinde Baskın Oran’ı sabote etmesini, karşısına kendi adayını çıkarmasını affedememenizden mi kaynaklanıyor? “Kürtler, soykırım meselesine sahip çıkan yegane adayı istemediler, şimdi ben de onların desteklediği adayı istemiyorum” mu diyorsunuz? Eğer böyle düşünüyorsanız, bunu açıkça yazın, söyleyin bence. Her şey açıkça tartışılsın.

    O zaman Baskın Oran’ı meclise sokamamış olmamız, bence Türkiye’nin büyük kayıplarından ve Türk siyasetinin utançlarından biridir. Yani eğer mesele buysa, ben sizi anlayabilirim. Ama şu anda, “Blok Ermeni aday çıkarmadı da ben de ondan AK Parti’ye oy veriyorum” demeniz, gerçekten muğlak ve kafa karıştırıcı bir tavır bence.

    Saygılarımla.

    • Bunun Ermeniliklikle çok bir ilgisi yok. Ermenilerin bağımsız aday desteklemeleri için bir neden yok demem, bir nedeni olmamasındandır. BDP beni milliyetçiliği ile hayalkırıklığına uğratmış bir grup. Siyaset sıfır. Tamamen bağımlılar. “PKK’ya silah bırak çağrısını ahlaki bulmuyoruz” diyen, “Gerillaya oy isteyen milliyetçi bir partiyle bir işim olmaz. BDP AK PArti karşıtlığına bu kadar kapılmayıp son seneleri siyaset yaparak geçirseydiler keşke. Apo’dan bile azar yediler, halkı gaza getiriyorsunuz diye. Sırrı, Rojin, Kızılkaya, Miroğlu ölümle tehdit edildiğinde bir yazı bile yazamadı. Yazamazdı zaten. Yazsaydı da aday olamazdı. Ermenilerden de yüzde 15 civarında oy alır o kadar. SEçilmesini yine de temenni ederim. Mecliste renk olsun.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Connecting to %s