<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>mesayan</title>
	<atom:link href="http://mesayan.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://mesayan.wordpress.com</link>
	<description>Just another WordPress.com site</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 Nov 2011 14:19:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='mesayan.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>mesayan</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://mesayan.wordpress.com/osd.xml" title="mesayan" />
	<atom:link rel='hub' href='http://mesayan.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Restorasyon süreci başladı mı</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/11/02/restorasyon-sureci-basladi-mi/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/11/02/restorasyon-sureci-basladi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 13:36:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[CHP’liler ve Kemalist kesim, Van Depremi nedeniyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı şenliklerinin ertelenmesini AK Parti’nin bir oyunu olarak değerlendiriyorlar. Kesinlikle öyle değil. Keşke olsaydı&#8230; AK Parti’nin Cumhuriyet’le bu kadarlık bir sorunu bile kaldığını düşünmüyorum ben. AK Parti böyle bir riski &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/11/02/restorasyon-sureci-basladi-mi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=212&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>CHP’liler ve Kemalist kesim, Van Depremi nedeniyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı şenliklerinin ertelenmesini AK Parti’nin bir oyunu olarak değerlendiriyorlar.</p>
<p>Kesinlikle öyle değil. Keşke olsaydı&#8230;</p>
<p>AK Parti’nin Cumhuriyet’le bu kadarlık bir sorunu bile kaldığını düşünmüyorum ben. AK Parti böyle bir riski alacak bir hareket olmaktan çoktan uzaklaştı. Öyle olmasaydı, darbe tehlikesiyle can derdine düşüp, halka ve AB üyeliğine sarıldıkları ilk dönemlerindeki reformcu ateşleri sönmezdi hemen. Halkın bunca desteği ve askerî vesayetin bunca geriletilmesi üzerine o ateşin giderek alevlenmesi gerekirdi hatta.</p>
<p>Hâlâ sıkılmadan bu TMK, bu TCK, bu Siyasi Partiler Yasası, bu Hrant Dink Davası, bu Kürt meselesi, bu Meclis Tüzüğü, bu devletçi bürokrasi, bu deprem hazırlıksızlığı, bu kadın cinayetleri ile birlikte yaşayabiliyorlarsa&#8230;</p>
<p>Geçenlerde yazdığım “Malzeme bu” yazısı bunu anlatıyordu. O yazıyı kimseye tepeden baktığım için veya öfkeyle değil, doğru bir analiz olduğuna inandığım için yazdım.</p>
<p>Cumhuriyet’i ister kutlayın ister kutlamayın. Ama hep dediğim gibi, Kemalizm son derece başarılı olmuş bir ideolojidir. Kemalizm’in çöküyor olması, dönüşerek içimizde yaşıyor olduğu gerçeğini değiştirmez. Kemalizm 1930’lu hallerine tutunan CHP gibi bir “şey”in pespayeliği yüzünden çöküyor gözüküyor. Ulusalcı, Kemalist seçkinler biraz akıllı olsalar, böyle “durulmuş” bir AK Parti’ye herkesten çok sahip çıkarlardı.</p>
<p>Neden mi? AK Parti bir Cumhuriyet kazanımıdır çünkü. Kemalizm’i dindarlar adına yeniden üreten bir yapıdır. Yani Kemalizm’in bir zaferidir aslında. Bunu göremiyor musunuz? Erdoğan’ın Arap Baharı şaşkını ülkelere elini yüzünü biraz düzelttiği bir laiklik vazederken, siz orada ne gördünüz, Erdoğan’ın yüzünde?</p>
<p>AK Parti, Tunus’a anayasa ve laiklik anlatmak için kimi gönderiyor biliyor musunuz? İbrahim Kaboğlu’nu&#8230;</p>
<p>Devlete yerleşmenin rahatlığındaki bir parti artık o. Tabanı hızla zenginleşiyor. Zenginleşen her erkek ne yaparsa onu yapıyor, yeni elitin erkekleri. Çünkü bir erkek hareketi onlar. Sevgililer ediniyor, dünyayı geziyor, hayatın tadını çıkarıp konformizme savruluyorlar. Eh bunu laik elitler de yapıyordu zaten. Sadece halka daha fazla hizmet götürüyor, halkla eskisine nazaran çok daha fazla zenginlik paylaşıyorlar.</p>
<p>Çünkü onlar bir “halk hareketi&#8230;”</p>
<p>Farkında mısınız bilmem, restorasyon sürecine girdik sanki.</p>
<p>Madem Avrupa Birliği çıpasını bıraktık, demokrasi ihtiyacını içeride, kendimiz üretmek durumundayız. Güçlü bir halk baskısı ile AK Parti tedip edilebilir mi, ya da ne bileyim, bu parti kendi içinden bu yazının altına imza atacak kişilerden -ki oldukça çok oldukları söyleniyoryeni bir reformcu hareket çıkarabilir mi, bilemiyorum.</p>
<p>AK Parti çok şey söylüyor ve hiçbir şey yapmıyor artık. Çünkü bir şey yapmasa bile, bu köşenin sahibinin bile gidip onlara oy vereceğini ve “bir şeyler yapma ihtimali”ni satın alacağını biliyor. Çünkü sapına kadar devletçi, milliyetçi, pro-Kemalist ve statükocular. Mesela ben AK Parti’nin derin devletin tamamen açığa çıkarılması ve tasfiye edilmesi ile ilgili bir tercihinin olduğunu hiç düşünmedim. Sorun sadece derin devletin kimi hedef aldığı ve kimler tarafından kontrol edildiği. Faili meçhuller soruşturmaları, Balyoz, Hrant Dink Davası, Ergenekon Davası siyasi destekten yoksun bocalıyor, neden? AK Parti’nin korkacağı bir şey mi var? Yok. Neden duruyorlar o halde?</p>
<p>Mesela ne yapıyor Sayın Arınç? Deniz Feneri Davası’nda verilen tahliye kararlarını övüyor. “Başka davalardaki hâkimlere örnek olmasını diliyorum. Kalben inanıyorum ki yakın zamanda diğer mahkemeler, heyetler veya hâkimler, tahliye kararlarını vermeye herhalde başlayacaklar. Başlamaları gerekir. O davalardan da tahliye müjdeleri bekliyoruz” diyor.</p>
<p>Bir siyasetçi yargı üzerinde bu baskıyı nasıl kurar? Zaten Dink, Malatya, Ergenekon ve Balyoz gibi hayati davalarda savcılara siyasi destek vermiyorsunuz, bir de hâkimlere mesaj gönderiyorsunuz, o hâkim nasıl özgür davranabilir ki artık? Hâlbuki, o davalarda hak ihlalleri ve uzun tutukluluk süreleri gibi mağduriyet yaratan yapısal yargı sorunlarını halletmek hâkimin değil hükümetin sorumluluğunda. TMK’yı, TCK’yı değiştirecek vs. Bunu yapmadan hâkimlere ne amaçla sesleniyorsunuz ki?</p>
<p>Boşuna demiyorum, Erdoğan dâhil bu kişiler eski Türkiye’ye aitler. Onların bendeki değeri, yeni olana bir çatlak açma ihtimalleriydi.</p>
<p>Bu mütevazı beklentim bile, şu anda çok lüks gözükmeye başladı gözüme. Belki bir faydası olur diye yazıyorum işte.</p>
<p>Taraf, 01.11.2011</p>
<p>markaresayan@hotmail.com</p>
</div>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/212/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=212&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/11/02/restorasyon-sureci-basladi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Çocukları yatılıya göndermek saçmalık</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/31/cocuklari-yatiliya-gondermek-sacmalik/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/31/cocuklari-yatiliya-gondermek-sacmalik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2011 14:33:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[Seher Kadıoğlu. Haber 7 com Arkasını dönmüş bir çocuk duruyordu afişteki resimde. Koşar adımlarla geçerken, az kalsın, ıskalayacaktım; küsmüştü; söyleyecekleri olmalıydı. Çok susmuştu, kırgın mıydı? O çocuğun içine bakmalıydım, bırakamazdım, orada bekliyordu; belkiçocukluğumaait benzer kırıntılar taşıyordu düşlerinde. Yazarıyla tanıştırdı sonra &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/31/cocuklari-yatiliya-gondermek-sacmalik/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=207&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:right;">Seher Kadıoğlu.</p>
<p style="text-align:right;"><a href="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/iphone-657.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-209" title="iphone 657" src="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/iphone-657.jpg?w=300&#038;h=224" alt="" width="300" height="224" /></a>Haber 7 com</p>
<p>Arkasını dönmüş bir çocuk duruyordu afişteki resimde. Koşar adımlarla geçerken, az kalsın, ıskalayacaktım; küsmüştü; söyleyecekleri olmalıydı. Çok susmuştu, kırgın mıydı? O çocuğun içine bakmalıydım, bırakamazdım, orada bekliyordu; belkiçocukluğumaait benzer kırıntılar taşıyordu düşlerinde. Yazarıyla tanıştırdı sonra oçocuk; kendisi gibi kırılgan, hassas, ince düşünceli…Ve kim olduğundan hiç bahsetmedik çocuğun…</p>
<p><strong>ÖNCE CENNETTEN DÜŞÜYORUZ</strong></p>
<p><strong>-Okurun duygusal zekâ gelişimine katkıda bulunacağına inandığım Jerusalem’i, yazdıran, kaleminizi tetikleyen, güçlü bir çıkış noktası ararken şu satırlarda durdum:</strong></p>
<p><strong>“Annemin kokusunu son bir kez içime çekiyorum. Son aldığım nefes bu olsun istiyorum. O koku, duyduğum, hatırladığım, son şey olsun. Zaman dursun ve ben o koku içinde sızıp gideyim. Öyle hissediyorum ki o da en az benim kadar korkuyor. Sanki beni karnına sokmak ister gibi. O kadar isterdim ki onun karnına tekrar girebilmeyi! Orada kimse bize ilişemez çünkü.”</strong></p>
<p>Romanın temel duygusu budur. İnsan bir sürgün varlığıdır; önce Cennet’ten sonra annemizin karnından düşeriz Dünya’ya. Cümlelere dökmesek de her zaman o güvenli yerlere yönelik dönme eğilimimiz vardır. Bu yüzden, anne ve çocuk ilişkisi, çok özeldir; bir yandan da, en iyi, en ideal yaşanmış halleriyle bile çok yıkıcıdır. Rahimden dünyaya düştüğümüzde hissettiğiniz korku, hayatta nasıl bir insan olacağımız, bu korkuları nasıl göğüsleyeceğimiz, hep anneyle ilintilidir. Doğumdan sonra, anne sütünden kesilmek ikinci büyük travmadır; zordur ve herkesin başına gelir; ayni roman kahramanında olduğu gibi anneyi paylaşan başka rakipler varsa, babaya, kardeşlere başka kardeşler eklenmişse bir de bunun üzerine dünyanın başka bir köşesine gönderilmişse, çocuk için bu travmalar, hayatını belirleyecek hale gelmiş demektir.</p>
<p><strong>YA HEP YA HİÇ CEHENNEMİ</strong></p>
<p>Ya hep ya hiç<br />
Ya öl ya öldür<br />
Ya kaç ya saklan<br />
Ya o ya sen<br />
Ya mutluluk ya keder<br />
Ya sevgi ya nefret<br />
Ya Yahudi ya Filistinli<br />
Ya Müslüman ya Hıristiyan<br />
Ya Ermeni ya Türk<br />
Ya ölüm ya yaşam<br />
Ya ve ya da denklemi benim seçimim ya da buluşum değildi….Neden?<br />
Korkuyorduk çünkü! Biri bizi korkutmuştu!”</p>
<p><strong>-Ya hep ya hiç cehennemiyle korkuyu iç içe görmüşsünüz; hakikaten yaşamak için seçmek zorundayız.</strong></p>
<p>Bize öğretilen, doğru olarak varsaydığımız, yaşamın ya hep ya hiçlerde döndüğüdür; oysa bu kocaman bir yalandır; seçimlerimiz iki uçlu olmak zorunda değil; yaşam çok daha gri bir alanda devam etmeli, ediyor da. O çocuğun yaptığı gibi hayatta kalmak için çeşitli stratejiler oluşturmamız, o kayıpları ve travmaları yaşarken mutlaka bir şeyleri kapatmamız ve başka pencereler açmamız, o kaybın yerini doldurmamız gerekiyor. Buradaki kayıp anne sevgisi. Bu kayıp bana bu kadar acı veriyorsa, bu ihtiyacı yok sayacağım; bu ihtiyacı defedeceğim ki bundan sonra bu kadar yaralanmayayım; çocuk da ayrılışının beşinci altıncı ayında anneyle ilgisini koparıyor; geri dönecek olan çocuk, artık başka biridir; çünkü onda olan ihtiyacı, ortadan kaldırmıştır.</p>
<p><strong>- Alttan alta yetişkinler alemine sessiz bir direniş, bir başkaldırı gözlenen romanınızda, küçük bir yüreğin kırılganlıklarına fazlaca hassasiyet gösterilmiş. Çocuklarımızı, savaşarak var olabilecekleri, çok katı dünya bekliyor.</strong></p>
<p>Hayatın zor olduğu konusunda şüphe yok; ancak, kişilik, tam da çocuğun uzak bir ülkeye gönderildiği yaşlarda şekilleniyor. İnsanın, kişilik sermayesini ve onun üzerine yapacağı yapının, temelini oluşturduğu dönemler. “Bu zalim zor dünyada çocuk nasıl yetiştirilir?” diye sorarsanız, çocuk, kesinlikle o yaşlarda annesinden ayrılmamalı.</p>
<p><strong>YATILI OKUL MU? DUVARLARI KALIN EV Mİ?</strong></p>
<p><strong>-Siz hoş bakmıyorsunuz ama “Yatılı okurken, unutulmaz hatıralar birikir, kardeş sevgisiyle eş değer arkadaşlıklar yaşanır” diye bilinir.</strong></p>
<p>Bunlar tamamen tesellidir; o çocuk annesinin yanında kalmak isterdi ve bu doğruydu; başka bir ortama kendi istediğinden bağımsız olarak götürüldüğünde, anne kaybının yerine bir şeyler koymak zorunda ama hiç bir şey annenin yerini tutamayacak.</p>
<p><strong>-Yatılı Okula Niçin bu kadar karşısınız?</strong></p>
<p>Çünkü çok büyük hata bir çocuğun özellikle 6- 7 yaşlarında, zarar görmediğine inanmam; eğitimi sonra alsın. İlkokul çocuğunu uzağa göndermek gibi saçma sapan bir şey olabilir mi? Ebeveynlerin, o yaştaki çocukların ne kadar farkında ve kırılgan oldukları hakkında fikirleri çok az; kitaptaki çocuğun annesi babası da onu çok seviyor ne var ki çocuklarının ne kadar zarar göreceğini bilmiyorlar; bilseler yapmazlardı; sonradan anlayıp geri çağırıyorlarsa da iş işten geçmiş oluyor.</p>
<p><strong>-Aileler çocuklarını eğitim amacıyla gönderiyorlar.</strong></p>
<p>Hiçbir eğitim anne baba sevgisinin yerini tutamaz. Başta anlattığım gibi o korkularla başa çıkmak için, anne -baba sevgisi, özellikle anne sevgisi çok önemli. Sağlam temelli, öz değeri yüksek birey, sevgiyi hissederek, güvenli, huzurlu, duvarları kalın bir ev ortamında yetişebilir.</p>
<p><strong>İLK GÜNAH</strong></p>
<p><strong>-Çok güvenli bir manastırda bile büyükler duymadan, çocuklar birbirlerini tehlikeye itebiliyorlar. Ebeveynler o dünyaya alınmıyorlar çoğunlukla. Böyle durumlarda daha fazla zarar gören çocuklar, aynı kitapta belirtildiği gibi ancak disiplin kurallarının ciddiyetle uygulanmasıyla rahatlayabiliyor.</strong></p>
<p>Aynı “Sineklerin Tanrısı” romanındaki gibi çocuklar çok masum değiller aslında; çocukların dünyası çok sert bir dünyadır; hristiyanlar bunu ilk günahla açıklarlar. Çocuklar birbirlerini ezerek iktidar alanlarını genişletirler; bunu da çok bilinçsiz yapmazlar. Bu orman kuralları, yatılılarda, özellikle, erkek yatılı okulunda çok sert yaşanır; çocuklar insan tabiatına haizdirler; içimizde bir iyi bir kötü vardır; siz hangisinden daha fazla esinlenirseniz, hangi tarafı daha çok beslerseniz, o, diğerinin alanını ele geçirecektir; ne olmak istediğini seçecektir; bu, çocuklukta başlıyor.</p>
<p><strong>-Baba, çocuğun geleceği için aslında çok akılcı bir adım atıyor ama siz küçük bir çocuğun duygularının savaşını vermişsiniz; küçücük bir çocuğun arzularının peşinden gidilmesi pek önerilmez.</strong></p>
<p>Elbet belirli kurallar olacak, çocuğun tamamen arzularını yerine getirmek çok doğru olmayabilir ama o yaşta bir çocuğun, soğuk bir dünyaya, üstelik, içinde savaş olan bir ülkeye gönderilmesi, oradaki dilsizliği, kendini ifade edememesi bir travmadır; çocuğa sorulmalıydı diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>-Komşularının evinden oyuncak çalan çocuk, baba tarafından yeni oyuncak arabalarla ödüllendiriliyor. Sıra dışı bir eğitim modeli; ceza vermekten yana değilsiniz.</strong></p>
<p>Çocuk, en azından belli bir yaşa geldikten sonra davranışlarının bir neticesi olduğunun farkına varmalı. O durum önce çocuğun, çok hoşuna gitse de sonuçta bir hırsızlık söz konusu. Çocuğun temel adalet duygusunu zorlayacak, daha sonraki yaşantısında bir kafa karışıklığı oluşturacaktır; çünkü yaptığının kötü bir davranış olduğunun bilincinde.</p>
<p><strong>-Zaten devamlı suç bedel ilişkisini sorguluyor.</strong></p>
<p>Kudüs’e gidişini bir suçun cezası olarak telakki ediyor. Suçunun ne olduğunu bulmaya çalışıyor; herhalde ömür boyu da çalışacak. “Bu cezayı hak etmek için evimden kovulmak için nasıl bir suç işlemiş olabilirim?” Çocuğun sorduğu genel soru hep bu.</p>
<p><strong>-Kahramanımız annesine mi babasına mı daha çok güceniyor? Bu karışıyor.</strong></p>
<p>Babasına. Bu kararı veren baba; anne çok ikna olmamışken onu ikna eden, gücünü de kullanan, bu ayrılığın müsebbibi baba; haliyle babaya bir öfke var yine de bir okuyucu olarak okuduğumda asıl öfkenin anneye olduğunu müşahede ediyorum.</p>
<p><strong>-Ama anne ne yapsın? Güçsüz.</strong></p>
<p>Bu çocuk için, annesinin hiçbir gerekçesi geçerli değil.</p>
<p><strong>- Katolik’lerle Ortodoks’ların ortak kilisesinin anahtarının, Müslüman bir ailede olması, 1.Abdülmecit fermanından beri yerinden kımıldatılmayan merdiven, dört istasyon, kilise, cami, ağlama duvarı…Roman, Kudüs’te araladığı perdede, insanlığın geçmişini bugününü özetler gibi; dünyadaki politik gelişmelere baktığımızda da sanki Kudüs düğüm ve çözüm noktası.</strong></p>
<p>Kudüs’ün bu özellikleri çocuğun hikayesiyle örtüşüyor; hem çok değerli şeylerin olduğu, hem savaşın yaşandığı, çocuğun da hayatının en önemli dönemecini geçtiği bir yer.</p>
<p><strong>-&#8221;Türkler Ermeniler yüzlerce yıl aynı topraklarda yaşamadılar mı? Bazı insanların yaptıkları kötülükler ile birbirimizi nasıl böyle düşman görebiliriz?&#8221; &#8220;Barış aptal romanlarda olur&#8221; Onlar aralarında konuyu tatlıya bağlasalar da çözümü tıkayan düğümleri görüyorlar. Barış bir ütopya mı?</strong></p>
<p>Asla! Barış en somut çözüm; asıl gerçeklik aslında; çünkü insanın doğal eğilimi barışa doğrudur.</p>
<p><strong>-Ama savaşlar hiç bitmiyor!</strong></p>
<p>Belki de hiç bitmeyecek yine de insanların barışa çok ihtiyaç duyduklarını ve özlediklerini düşünüyorum.</p>
<p><strong>-O halde niye hep çözümsüzlük duvarına çarpıyoruz?</strong></p>
<p>Çünkü herkes çok haklı, herkes en mağdur olduğu için, daha sonraki zalimi üretiyor. Bu zinciri kırmanın tek yolu var. Bunu bir yazımda ifade ettiğim gibi ‘kendi hakkından vazgeçme şövalyeliğini göstermek’ gerekiyor. Çünkü o intikam hakkı, başkasının intikam hakkına dönüşüyor. Kavga, savaş, insanlara büyük yüktür; aslında insanın doğal eğilimleri, bundan kurtulmak üzerinedir. Şunu da unutmayalım. Evet Dünya’da her zaman savaş oldu ama Dünya’yı tamamen cehenneme çeviremediler.</p>
<p><strong>ÇOCUK EN ÇOK NE İSTER?</strong></p>
<p><strong>-Ebeveynlerimizin çocuk yetiştirme sürecindeki eksikliklerinin bedelini ödüyoruz bazen. Yetişkin dünyasına geçince nedense unutuyoruz. Niçin farkındalık eksikliği kısır döngü olarak devam ediyor?</strong></p>
<p>Aile çok önemli; çocuklara doğdukları anda bağımsız birey olduklarını teslim etmek gerekiyor.</p>
<p><strong>-Özgürlüklere uzmanlar karşı çıkabiliyor.</strong></p>
<p>Bakın özgürlüklerden söz etmiyorum, sadece saygıdan bahsediyorum. Bir aileye yeni bir birey gelmişse artık onun orada bir yeri vardır. Çocuğa, onu aşan bir alanda soru sorulmasını kast etmiyorum. Evlâtlarımıza sözlere gelmeyen hislerle, çok değerli olduklarını hissettirmek önemli. Çocuğun en büyük ihtiyacı biricik olduğunu annesinden babasından almaktır. İyi bir anne baba olmanın yolu illa zenginlikten geçmiyor. İmkanlar, zaman az; yaşamlar zor olsa da davranış biçimleriyle, herkes için iyi bir anne baba olmanın imkanları var.</p>
<p><strong>-Aslında çocuklarına düşkün onları kollamayı seven bir toplumuz; dişimizden tırnağımızdan arttırıp türlü fedakarlıklarla yetiştiriyoruz çocuklarımızı.</strong></p>
<p>Genelde şöyle bir eğilim göze çarpıyor; bizde, çocuğun fiziki ihtiyaçlarını giderdiğinizde, sevdiği yemekleri önüne koyduğunuzda tüm ihtiyaçlarını karşılandığı düşünülür; halbuki o sırada çocuğun çok daha önemli gereksinimi, anlaşılmak, annesiyle babasıyla zaman geçirmek, sevildiğini hissetmek, göz ardı edilir.</p>
<p><strong>GÜÇLÜ BİR DURUŞ İÇİN…</strong></p>
<p><strong>-&#8221;Hayatta kalmak için, güçlü olmak, zayıf yanını belli etmemek zehirli formüldür&#8221; saptamasını açabilir miyiz?</strong></p>
<p>İnsan zayıflıklarıyla da insandır ama bir şeylerin bedeli var; güçlü görünmeye karar vermişseniz, eksik yönünüzü vurgulamayabilirsiniz.</p>
<p><strong>MAHREM BİR BAĞ</strong></p>
<p><strong>-Kitapla ilgili size geri dönüşler oldu mu?</strong></p>
<p>Evet bu da beni çok mutlu eden bir şey. Tam da çocuğunu yatılıya göndermek üzere olan bir anne aradı; kitabı okumuş; çocuğu yollamaktan vazgeçmiş. Bunu çok önemsiyorum.</p>
<p><strong>- Sulugöz olmadığı halde, kitabın son sayfalarına gelince kendini tutamayarak hıçkırıklara boğulan birini tanıyorum.</strong></p>
<p>(Gülüyor) Demek ki roman okuyucuya geçebilmiş; bu, çok sevindirici bir yazar için; ayni çocuğunun beğenildiğini görüp sevinen bir anne bir baba gibi.</p>
<p><strong>-Size göre başarılı güçlü roman nasıl olur?</strong></p>
<p>Her roman yarımdır; okuyucu onu tamamlar; eğer bu ihtiyacı hissetmezse, o roman iyi değildir; benim için en önemli kriter, okuyucunun tepkisidir; yazı profesyonellik kaldırmaz; aşk ilişkisidir; sözcüklerle aranızda nezaketli, tutkulu çok mahrem bir bağ olmalıdır.</p>
<p><strong>-Bir romanın çok satması, bir çok kesime hitap etmesi hakkında ne düşünürsünüz?</strong></p>
<p>Jerusalem’i bir şiir gibi yazdım; kitabı pazarlanacak bir ürün olarak gördüğünüzde, o ürüne yerleştirilenlerin çok kişiyi yakalamasına yönelik endişeleriniz çoğaldığında, büyü bozulur; roman bu yükleri kaldırmaz</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/207/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=207&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/31/cocuklari-yatiliya-gondermek-sacmalik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/iphone-657.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">iphone 657</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Şu an ve yalnızlık</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/30/su-an-ve-yalnizlik/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/30/su-an-ve-yalnizlik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Oct 2011 11:25:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[İnsan yalnızlığı ile barışmalı. Yalnızlığın “çaresi” yok çünkü. Ne aşk, ne ana, ne baba, ne çocuk, ne Allah’la müşareket çabaları&#8230; Hepsi bir yere kadar&#8230; Özgür bir varlığa dönüşmek için, bir-ey olmak zorundasınız. Anamızın rahmine düştüğümüz anda, herhalde, bir bütünlükten kopup.. &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/30/su-an-ve-yalnizlik/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=205&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan yalnızlığı ile barışmalı.</p>
<p>Yalnızlığın “çaresi” yok çünkü.</p>
<p>Ne aşk, ne ana, ne baba, ne çocuk, ne Allah’la müşareket çabaları&#8230;</p>
<p>Hepsi bir yere kadar&#8230;</p>
<p>Özgür bir varlığa dönüşmek için, bir-ey olmak zorundasınız.</p>
<p>Anamızın rahmine düştüğümüz anda, herhalde, bir bütünlükten kopup.. herhalde, nevi şahsına münhasır bir ruh-can ve beden ediniyoruz.</p>
<p>Bütünden bir damla gibi ayrılıp farklılaşıyoruz.</p>
<p>İşte bunun adı yalnızlık.</p>
<p>Nesi kötü ki!</p>
<p>Yalnızlık ile mücadele etmenin insanı ne kadar büyük bir boşluk duygusuna hapsettiğini fark eden kaç kişi vardır?</p>
<p>İsa haça gerildiğinde, ölüm ânının hemen öncesinde, gücün kendinden çekildiğini hisseder. Gelmiş ve gelecek tüm kötülüklerin yükünü sırtlanmıştır. Yani İsevilerin inancı bu en azından.</p>
<p>O “load” ânında, Allah gücünü, gözünü, gönlünü, ondan çeker, ilk defa. Çünkü Allah günahtan münezzehtir. İsa kıvranır o anda, “Eli, eli lama şabaktani!” diye feryat eder.</p>
<p>“Baba baba, beni niye terk ettin!”</p>
<p>İnsan yalnızdır.</p>
<p>Sanırım Allah da öyle.</p>
<p>Öyle ki, insanları yaratma ihtiyacı duymuştur.</p>
<p>Ama yine yalnız kalmıştır. Büyük düşüşüyle insanlığın&#8230;</p>
<p>Ne soylu bir ayrılık! Cenneti elinin tersiyle it, sana sunulanın ardına bak. Başka türlüsü sağlıklı olmazdı sanırım. Aklımızda hep bir şüpheyle yaşamak, cennette de olsa, sağlıksız bir durum.</p>
<p>Şeytanınki sadece teknik bir müdahaleydi. Ayartılmak, sen istedikten sonra&#8230;</p>
<p>Allah kaç bin yıldır bunu toparlamaya çalışıyor. İyi sabır doğrusu, ben olsam “delete” tuşuna basmıştım çoktan. Milyarlarca dosya aç, her gün bilgileri up-date et, üzül, sabret&#8230;</p>
<p>Ama o, ben siz olmadığı için Allah, allahtan&#8230;</p>
<p>Her şeyi fazlasıyla abartmaya eğilimliyiz.</p>
<p>Allah olmayabilir, sonraki yaşam da. Ne fark eder ki? Varoluşçu bir tesbitle, şu ânı biliyoruz, içindeyiz, elimizdeki tek gerçek, şu an yaşamakta olduğumuz, o da bir yanılsama değilse tabii. Geçmiş için bile kesin bir şey söyleyemeyiz. Hafızamız ve olanı kayda geçiren algılarımız, duyularımız o kadar kısıtlıyken, geçmiş ve gelecek adına konuşmak ne kadar gereksiz.</p>
<p>Şu an&#8230; Bu yazıyı yazarken, evet, bundan biraz emin olabilirim. Kierkegaard’cılık taslamıyorum. Bunun verdiği özgürlüğü anlatmaya çalışıyorum. Şu ânı kabul etmekten bahsediyorum. En çok zevki alma, en az zararı görme, en çok faydayı sağlama, en anlamlı işi yapma, yalnızlıktan kurtulma, şu ânı kahramanlıklarla doldurma.. gayretinin elimizdeki emin olduğumuz tek şeyi, şu ânı, nasıl da heba ettiğini&#8230;</p>
<p>Bir amaç uğruna araç haline getirdiğimiz onca şeyin, yaşamın kendisi olduğunu anlamak ve geleceğe hapsettiğimiz o amacın da, aslında hiç gerçekleşmeyeceğini fark etmek böylelikle.</p>
<p>İnsanlar bu yüzden mutsuzlar.</p>
<p>Mutlu olmaları gereken şeyleri, mutlu olmak için ellerinden çıkarıyorlar. Yalnızlıkları ile başetmek için, büyük bir telaşla, bizi iyi hissettirecek şu ânın malzemesini heba ediyorlar.</p>
<p>Sizden Öteki’ni, yalnızlığınıza ilaç olarak gördüğünüz anda, o olamayacak ve onu harcamış olacaksınız. Kısa bir teselli için, içinizdeki deliği daha da büyütmek. Ne trajedi!</p>
<p>İçinizdeki delik, bu yaşamda kapanmayacak. Ölümden sonrasını, sonra konuşuruz. Onun içine bütün kıymetli şeylerinizi atmayı durdurun artık. O doymaz ki, dolmaz ki!</p>
<p>Ben artık ölüm korkusu ve yalnızlık ile mücadele etmek için yazmıyorum, epeydir. Hani sanatın kökeni budur derler ya, ölümsüzlüğe öykünme, senden sonrasına bir kanıt bırakma, çocuk yapmaktaki iştahımızda olduğu gibi.</p>
<p>Nedenlerinden arındırdım yazma eylemimi, bir kasap gibi, sıyırdım sinirlerinden. Yapmamış olsam yazmazdım. Şu an, şu yazıyı yazarken, iyi hissediyorum. Roman yazarken iyi hissediyorum. Severken, çocuklarla oynarken, Nirvana dinlerken veya Charpentier veya Orhan Baba’yı&#8230;</p>
<p>O kadar. Bu kadar. Çünkü iyi hissederseniz, iyi insan oluyorsunuz. İçimizdeki mekanizma bu. Butonlara doğru basmak asıl maharet.</p>
<p>Yalnızlık, çaresi bulunması gereken bir hastalık değil, onunla mücadele etmeyin. Ele geçirme hırsından vazgeçin, mümkünse siz ele geçin.</p>
<p>Yalnızlık, sizin varoluş biçiminiz. “Yalnızım, o halde varım” diyelim mi?</p>
<p>Hem, tüm bunları yaşamış olmanın da nesi kötü ki?</p>
<p>Yapacak daha iyi bir işiniz mi vardı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Taraf, 30.10.2011</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/205/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=205&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/30/su-an-ve-yalnizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Taner Akçam’a teşekkür</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/27/taner-akcam%e2%80%99a-tesekkur/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/27/taner-akcam%e2%80%99a-tesekkur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Oct 2011 19:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=203</guid>
		<description><![CDATA[AİHM’in Taner Akçam kararı, katil 301. Madde konusunda Türkiye’ye vurulmuş sert bir tokattır. AİHM içtihatlarında bu bir ilk mi, bilemiyorum. Ama bir ülkenin bir ceza maddesinin böyle önemli bir mahkemede doğrudan mahkûm olması azımsanabilecek bir şey değil. Neden azımsanmamalı? Bu &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/27/taner-akcam%e2%80%99a-tesekkur/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=203&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>AİHM’in Taner Akçam kararı, katil 301. Madde konusunda Türkiye’ye vurulmuş sert bir tokattır. AİHM içtihatlarında bu bir ilk mi, bilemiyorum. Ama bir ülkenin bir ceza maddesinin böyle önemli bir mahkemede doğrudan mahkûm olması azımsanabilecek bir şey değil.</p>
<p>Neden azımsanmamalı?</p>
<p>Bu madde tek başına bir sürü insanın canını yaktı çünkü. Düşüncenin ifade edilmesini engelledi, ama en nihayetinde, Hrant Dink’in katledilmesinde adeta bir manivela gibi kullanıldı. Perinçsiz Kerinçekler ve onların tosuncukları, Hrant Dink’i, Orhan Pamuk’u ve nicelerini devletten aldıkları bu lojistik destekle mahkeme önlerinde linç ettiler. Hatta mahkeme salonlarında bile saldırıya uğradı Dink yaşarken.</p>
<p>Genel Yayın Yönetmen Yardımcımız Yasemin Çongar, dünkü yazısında bu kararın önemini çok sarih ve güzel bir şekilde anlattı. Taner Akçam Ermeni soykırımı ve tabusunu hayatını ortaya koyarak kırmaya çalışan bir bilim adamı olarak, 301. Madde’nin hışmına uğramıştır. 2008’de tadil edilen 301. Madde, suç duyurularının davaya dönüşmesinde bakanlık onayı şartı getirdi.</p>
<p>Bu tam bir AK Parti klasiği idi. Bakan Sadullah Ergin Allah için kaleye pek gol sokmadı ve davaların yüzde doksanını önledi ama, sözüm ona reformcu bir partinin böyle yasakçı, hatta can almış bir maddeden vazgeçmemesi de önemli bir işaretti zihin yapıları açısından. Hâlâ da 301. Madde bu haliyle kullanılıyor ve işte Taner Akçam, yapılan suç duyuruları davaya dönüşmediği halde, bu madde sayesinde yaratılan endişe ve korkunun kendisini AİHM’e taşıdı. Evet, bir yazı yazmanın, suç duyuruları, onu peşine takılan nefret söylemi ve Ergenekon yapılarıyla o kişinin hayatını tehdit ettiği bir gerçekti.</p>
<p>İşte AİHM bunu mahkûm etti. Teşekkürler Taner Akçam. Milat denebilecek bir karar bu. Ama bakıyorsunuz medyadan ve hükümetten tık yok daha. Neredeyse <em>Taraf</em> dışında kimse bu haberi önemsemiş değil. Hâlbuki bu maddeden yargılanan, baskılanan o kadar insan var ki?</p>
<p>Taner Akçam gönderdiği mailde bu körlüğün nedenini soruyordu bana. Bir şey diyemedim ona. Depreme yormaya çalıştım. Ama acaba rahatsız edilmek istemiyor mu kimse? Korkuyor musunuz? Hükümetle aranızı bozmak mı istemiyorsunuz? Ya da en kötüsü, içten içe, 301. Madde’deki zihniyetle köprüleri atmadınız mı acaba?</p>
<p>Akçam’ın Yasemin Çongar’ın dün yazısına aldığı temennisini bir kez de ben kullanmak istiyorum.</p>
<p>“Kararı, Sayın Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e hediye ediyorum. Bu katil maddenin kardeşim Hrant Dink cinayetini işlemesi için, kendisi de elinden gelen moral desteği vermekte hiç geri durmamıştı. Şimdi bu katil maddenin değiştirilmesi için üstüne düşeni yapacağını ümit ediyorum. Bu, onun Hrant’a ve diğer tüm dava mağdurlarına borcudur.”</p>
<p>Cemil Çiçek, Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Ermeni Konferansı hakkında Meclis kürsüsünde “Arkamızdan hançerlediler” diye konuşabilmiş bir siyasi. Düşünce ve ifade özgürlüğünü bir kenara bırakın, bunun o insanların hayatına mal olabileceğini bile düşünmemiş, bu sözleri sarf etmişti.</p>
<p>Şimdi farklı düşünüyor mudur? Belki değişmiştir, Taner Akçam’ın bu çağrısına kulak verir ve bu çabası ile de kefaretini öder biraz.</p>
<p>***</p>
<h3>Yanlış yerde duran doğru totem</h3>
<p>Levent Yılmaz, benim hocam olmuştur, ama daha çok, çok sevdiğim bir dostumdur. Dünkü yazısında <em>Taraf</em> ve “solcu guru-totem” Yıldırım Türker hakkında yazmış. Bu yazı, darılmasın ama, Rasim’in, Ahmet Altan ve Başbakan Erdoğan’ın arasını yapmak için kalem oynattığı o pespaye “Durun siz kardeşsiniz” temalı yazıyı hatırlattı bana. Gereksiz ve anlamsızdı.</p>
<p>Senin iflah olmaz bir romantik-melankolik olduğunu biliyorum, ben de öyleyim biraz. Ama hayat senin istediğin gibi hiç olmadı, olmayacak da. Sevgi pıtırcıkları gibi, tam bir fikir ve ruh birlikteliği ile savaşmayacağız şeytanlarla. Gerek de yok buna. Kusmuk sözü bir yana, ben Yıldırım’a daha ağır bir şey söyledim ki, kusmuk onun yanında zemzemle yıkanmış kalır. Ben o yazısı için, ama sadece yazısı için, “Ahlaksız” dedim. Roni’nin o feci yazısına da tabii.</p>
<p>Türker arada ahlaksız yazılar yazıyor ve bir totem olduğu için deşifre etmek lazım. Yoksa umurumda olmazdı. Bunu bir amaçla yapıyorum. Türker, şiddet dolu geçmişimizde kalmış vicdan adacıklarında biri. O hengâmede değerliydi. Artık değil. Şiddeti kutsayan, mağduriyet bezirgânlığı ve onun üzerinden öfkeli Kürtleri gazlayan yazılar yazan bir insan, benim için güvenilmez bir kişidir. Bunu onun öfkesiyle açıklamak doğru değil. Öfke, akıl ve vicdanla bir mana taşır.</p>
<p>Hâsılı, Türker “yanlış yerde duran doğru totem” olarak hep hatıralarımızda olacak. Sevgili Levent, sen de insanların patır patır öldüğü hayati bir meselede romantizmini askıya al biraz.</p>
<p>Hassas ve bıçkın bir romancı olarak ben öyle yapıyorum.</p>
<p>Taraf, 27.10.2011</p>
<p><strong><br />
markaresayan@hotmail.com</strong></p>
</div>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/203/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=203&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/27/taner-akcam%e2%80%99a-tesekkur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bu kilise Diyarbakırlıların</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/24/bu-kilise-diyarbakirlilarin/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/24/bu-kilise-diyarbakirlilarin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 10:01:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=194</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu’ya her çıkışımda aynı ikilemi yaşıyorum. Benliğim adeta ortadan ikiye bölünüyor; biri geçmişe, diğeri geleceğe, biri öfkeye, diğeri ümide ait hissediyor. Birkaç gündür Diyarbakır’dayım. Danışmanı olduğum ve çok önemli sivil toplum projelerine destek sağlayan Global Dialogue’un yıllık toplantılarından birini Diyarbakır &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/24/bu-kilise-diyarbakirlilarin/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=194&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/iphone.jpg"><img src="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/iphone.jpg?w=300&#038;h=224" alt="" title="iphone" width="300" height="224" class="alignleft size-medium wp-image-199" /></a>Anadolu’ya her çıkışımda aynı ikilemi yaşıyorum. Benliğim adeta ortadan ikiye bölünüyor; biri geçmişe, diğeri geleceğe, biri öfkeye, diğeri ümide ait hissediyor. Birkaç gündür Diyarbakır’dayım. Danışmanı olduğum ve çok önemli sivil toplum projelerine destek sağlayan Global Dialogue’un yıllık toplantılarından birini Diyarbakır Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin açılışına denk getirdik.</p>
<p>Diyarbakır, bu yorgun ve tozlu şehir beni nedense çok içimden kavrıyor. Bu sanırım beşinci gelişim. Burayı çok seviyorum. Yaşayabileceğimi düşündüğüm yerlerden birisi. İstanbul’un yanında nesi çekebilir bu kavruk kentin insanı bilmiyorum. </p>
<p>Sanırım tarih, kökler, bellek. Tarihte burada atalarım büyük bir medeniyet kurmuşlar. Kentin Ermenicesi Dikranagerd, yani “Kral Dikran’ın kurduğu kent” demek. 1850’lerde nüfusunun yarısı Ermeni’ymiş. Kayıtlar bunu çok net gösteriyor. O dönemde doğunun Paris’i burası. Şimdi asla tahmin edemeyeceğiniz zengin bir kültür ve ticaret hayatı var. Avrupa’da yayımlanan bir makale, bir hafta sonra buradaki Ermenice gazetelerde Ermenice basılmış oluyor, düşünün. Bir sürü okul, manastır, kilise ve gazete, dergi var.</p>
<p>Bugünkü Diyarbakır, o ışıltılı dönemlerden çok uzak. Ama doğrusu, gerek Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, gerek çok dilli belediyecilik gibi birçok enfes projeyi hayata geçiren Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, gerekse de Kürt STK’ları olsun, o günlerden kalanları kurtarmak ve Diyarbakır’ı eski günlerine kavuşturmak için çok dürüst ve samimi bir arzu içindeler. Osman Baydemir’in Surp Giragos Kilisesi’nin cumartesi günkü kutsama töreninde yaptığı “Sizler (Ermeniler) gittiniz, biz kaybettik, eksildik” demesi o kilisede bulunan herkesi çok etkiledi. Osman Baydemir’e sarılan yaşlı Ermeni kadınları vardı. Baydemir’i halk gerçekten çok seviyor. </p>
<p>Kilisenin en yıkık hallerini biliyorum. Bu kilise 1915 soykırımındaki vahşet günlerinde yıkılmış değil. 1980’lerde ayakta. Ama sağolsun Kürtler, kalan Ermenileri kaçırmak için ellerinden geleni yapmış o günlerde. Kilise de bu nefretten o dönemde payını almış ve yeni tarihlerde yıkılmış. Kilisenin o halini görünce, bu yapının asla ilk haline dönemeyeceğini düşünmüştüm. Ama cumartesi günü, kutsama töreninden sonra kapılar açılıp içeriye girince, gerçekten birinci sınıf bir iş çıkarıldığını gördüm ve çok memnun oldum. Konunun uzmanı değilim ama, uzmanlar da çıkan işin hakkını teslim ediyor. Ortadoğu’nun en büyük kilisesinden bahsediyoruz. Yedi tane sunağı var. Bu yapının bir zamanlar çatısı çökmüş, taşları çalınmış, duvarlarındaki kutsal resim ve yazıların tahrip edilmiş olduğuna dair hiçbir emare yoktu doğrusu.</p>
<p>Bu işte emeği geçen herkesi yürekten tebrik ediyorum.</p>
<p>Soykırımda en büyük kaybı Ermeniler Diyarbakır’da verdi. Yaşanan katliam büyüktü. Vahşet inanılmazdı. Dicle kıpkırmızı akıyordu. Bunu da cinler, uzaylılar yapmadı. Daha sonra yaşanan nefretin de bu suçluluk hissi ile ilgili olduğu açık. Ama sanırım, devletin 1980’lerden sonra ve özellikle 1990’larda Kürtler üzerinde uyguladığı tehcir ve küçük çaplı soykırımlarda Kürtlerde ciddi bir özeleştiri yaşanmış. Ermenilere yapılanın bugünlerde çok daha azının Kürtlerde ne kadar büyük bir travmaya yol açtığını görüp karşılaştırmış olmalılar. Nitekim, geçenlerde Diyarbakır’da yapılan kongrede Kürtlerin DTK-BDP kanadı Ermeni Soykırımı’nı –etliye sütlüye karışmadan da olsa– tanıdılar ve devleti de tanımaya çağırdılar.</p>
<p>Gâvur Mahallesi’nden Surp Giragos Kilisesi’ne giden dar sokaklarda yürüyen diasporadan, Ermenistan’dan ve İstanbul’dan gelmiş Ermenileri görmek insanı sanki zamanda bir yolculuğa çıkarıyor. Yayalar, daydaylar, binlerce kilometre tepip, köklerinin bulunduğu ve zalimce kovuldukları bu sokaklarda yürüyorlar. Biraz sonra, şu yaya mesela, seksen sene evvel belki içinde vaftiz olduğu Vaftiz Teknesi’ne bakarken, acaba ne düşünecek? Bu nasıl bir ikilemdir? İnsan böyle bir durumda içinde öfke, isyan, hasret, kavuşma ve bağışlama hislerini nasıl birarada tutabilir? Su ve yağ gibi birbirine karışmadan mı dururlar yan yana? Yoksa, sevgi ve teselli, yeni neslin attığı bu adımla, galebe mi çalar tüm menfi hislere?</p>
<p>Benim tüm temennim bu topraklara barışın artık gelmesi. Dicle’nin kenarında yürürken, başım döndü zannediyorum. Oysa Van’da deprem olmuş. Yüzlerce ölüden bahsediyorlar. Bu topraklarda doğa da, insanlar da neden kan dökmek için böyle bir yarış halindeler? Bu bir lanet mi?</p>
<p>Hâsılı, bu kilise dün de Diyarbakırlılara aitti, bugün de onlara emanet. Bir yerlerden başlamak gerek ve sanırım bu yer fena değil sanki.</p>
<p>markaresayan@hotmail.com</p>
<p>Taraf, 24.10.2011</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/194/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=194&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/24/bu-kilise-diyarbakirlilarin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/iphone.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">iphone</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Pazar günleri</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/24/pazar-gunleri/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/24/pazar-gunleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 09:47:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[Pazar günlerinden nefret etmekle başlar bireyleşmek. Pazar günlerinden nefret etmemiş, pazartesiye, o en sivri güne bir kurtarıcı gibi sığınmamış insan az tanırım. Pazar, tutsaklığın katı halidir. Gerçek hayatınızla yüzleşirsiniz. O kutsal evde, tutsak yaşamaktadır insan. İstediği hayatı kuramamıştır. Jerusalem’in başına, &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/24/pazar-gunleri/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=197&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Pazar günlerinden nefret etmekle başlar bireyleşmek.</p>
<p>Pazar günlerinden nefret etmemiş, pazartesiye, o en sivri güne bir kurtarıcı gibi sığınmamış insan az tanırım.</p>
<p>Pazar, tutsaklığın katı halidir. Gerçek hayatınızla yüzleşirsiniz. O kutsal evde, tutsak yaşamaktadır insan. İstediği hayatı kuramamıştır.</p>
<p><em><br />
Jerusalem</em>’in başına, Ang Lee’nin <em>Ice Storm</em> filminde, izlediğimde “Budur” dediğim o parçayı koydum. Lee de, <em>Fantastik Dörtlü</em> adlı dönemin ünlü bir Amerikan çizgi romanından alıntılamıştı. Şöyle tanımlıyordu aileyi&#8230;</p>
<p>“Read Richards, karşıtmadde silahını, Annihilus’ın canlı bir atom bombasına dönüştürdüğü oğluna karşı kullanmak zorundadır. Bu kötü durum Fantastik Dörtlü için son derece sıradandır, çünkü onlar diğer süper kahramanlara benzemez. Bir aile gibidirler; ne kadar güçlenirlerse, fark etmeden birbirlerine verecekleri zarar da artar. Fantastik Dörtlü’nün özü de budur. Aileniz sizin karşıt maddenizdir. Aileniz içinden çıktığınız ve ölünce geri döneceğiniz boşluktur. Bu bir paradokstur. Siz ne kadar yakınlaşırsanız, içine düşeceğiniz boşluk da o kadar derinleşir.”</p>
<p>Anlam tamamlasın diye Neruda’nın pazartesi tasvirini da alalım bir.</p>
<p><em><br />
“Bu yüzden ışıldıyor Pazartesi günleri </em><em></em></p>
<p><em><br />
o zindansı yüzümle beni görünce, </em><em></em></p>
<p><em><br />
kırık bir tekerlek gibi geçip giderken </em><em></em></p>
<p><em><br />
ılık kan yolları uzatıyor geceye&#8230;”</em></p>
<p>Ben bireyleştiğimi ve mutlu bir adam olduğumu pazar günlerinin hayatımda sıradanlaştığını fark edince anladım, daha doğrusu kabul etmek zorunda kaldım. Mutlu olmak havalı bir şey değildir ya.</p>
<p> Sadece suçluluk duyduğum için pazar günleri kiliseye gitmek, bir sürü suçluluk hissini sunağa daha bırakır bırakmaz, yenilerini fazlasıyla yüklenmek ve eve dönmek. Sonra kötü bir öğle uykusu, kâbuslar vs, yıllar boyu&#8230;</p>
<p>Ben bir aşk çocuğuyum. Annem yıllar sonra bana “O zamanlar bana bir gâvurla evleneceğimi söyleselerdi, hayatta inanmaz, hatta kızardım” demişti. Gâvur olan oğluna bunu bu kadar açık yüreklilikle söylemesi bana çok özel gelmişti.</p>
<p>Babam yakışıklı ve çapkın bir herif olduğu için maşallah BM gibiydi. Ama anneme âşık olmuştu. Bütün riskleri alarak onunla oldu, ben oldum kardeşim oldu. İyi oldu bence.</p>
<p>Annem, kendisi yüzünden cemaatte başı çok ağrıdığında “İstersen dinimi değiştireyim” demiş de, babam “Ben seni böyle sevdim, orijinalliğin bozulur, lüzumsuz” demiş ona.</p>
<p>Aşk böyle bir şey herhalde. Zaman zaman mantık zehirlenmesi yaşayan bir kovayım ve bu şeyler bir yandan çok uzak bana.</p>
<p> <br />
Anne ve babamın bu sevgi pıtırcığı durumlarına rağmen, aile, çook zor bir yerdi benim için. Otorite, bağlılık deyince birden tırnaklarım çıkıveriyor. İnsanın çekirdeğini parçalayan bütün mekanizmaları var ailenin. Çekirdeğime kimse giremez.</p>
<p>Babamın veliahdıydım ve o zamanlar söylemesi ayıp, çok zengindik. Tek erkek çocuk&#8230; Babam bana baktığında, kendi geçmişinin tüm kayıplarının giderildiği yeni versiyonunu görüyordu. Bu çok normal.</p>
<p>Beni evden gönderdiklerinde savaş başladı.</p>
<p>Ölene kadar da onunla savaştım.</p>
<p>Shakespeare’in dediği gibi, oğullar babalar öldükten sonra yükselir.</p>
<p>Onun için tam bir hayalkırıklığıydım başta. Sözünü dinlemeyen, ilk şiirini yaşlı bir dilenci için sekiz yaşında yazan ve panikle psikiyatra götürülen bir “freak” olarak, tam bir mutsuzluk kaynağıydım ona. Sonra gittikçe bir teröriste dönüştüm. Sürekli yıkıcı şeyler yapıyordum. Başım hep beladaydı.</p>
<p> <br />
Ergenlikte taktik değiştirdim. Bilerek munisleştim. Bir de onları çok seviyordum. Babam yaşlanmış, hastalanmış ve fakirleşmişti. Bana ihtiyacı vardı.</p>
<p>Muhtaçta olana vurmak kalleşliktir.</p>
<p>Yeni taktiğim onun alanında daha iyi olmaktı. Böylelikle hem onlara destek olmuş olacak, hem de babamın defterini dürecektim. Yaptım da, nefret ettiğim halde, ticareti ondan daha iyi becerdim. İşi elinden tamamen aldım. Bu onun hem hoşuna gidiyor, hem de bana yeniliyor olmaktan mutsuz oluyordu. İkimiz de çok hırslıydık ve o benden daha önce ölecekti. Bunu hazmedemiyordu. Beni çok sevmese hayat onun için daha çekilir olacaktı.</p>
<p>Ama birbirimizi o kadar çok seviyorduk ki! Kokusu hâlâ burnuma geliyor. Bana sarıldığında kokumu öyle bir çekerdi ki içine, eksildiğimi hissederdim, çok hoşuma giderdi ama.</p>
<p>1995’te öldü. Ölene kadar, uzun hastalık döneminde ona bir evladın verebileceği her şeyi verdim, sağlığım dâhil. Ama öldüğünde, yalan mı konuşayım, üzüntüm de, savaş da bitmişti artık, rahatladım.</p>
<p>O öldükten sonra hayatımı birkaç senede kökünden değiştirdim. Tamamen kendi istediğim bir hayat kurdum. Kurmasam olmazdı. Planım bunu o hayattayken yapmaktı, ama nasip olmadı. Ama o benim rahat durmayacağımı biliyordu zaten, tahmin etmiştir.</p>
<p>Veçhelerden biri de budur. Pazar günlerinden nefret etmekle başlar bireyleşmek ve onunla barışmakla tamamlanır.</p>
<p>Ve bunlar hayatın içinde yaşanan çok ama çok sıradan şeylerdir.</p>
<p> İyi pazarlar.  “Bu yüzden ışıldıyor Pazartesi günleri o zindansı yüzümle beni görünce, kırık bir tekerlek gibi geçip giderken</p>
<p>ılık kan yolları uzatıyor geceye…”</p>
<p>Ben bireyleştiğimi ve mutlu bir adam olduğumu Pazar günlerinin hayatımda sıradanlaştığını fark edince anladım, daha doğrusu kabul etmek zorunda kaldım. Mutlu olmak havalı bir şey değildir ya.</p>
<p>Sadece suçluluk duyduğum için Pazar günleri kiliseye gitmek, bir sürü suçluluk hissini sunağa daha bırakır bırakmaz, yenilerini fazlasıyla yüklenmek ve eve dönmek. Sonra kötü bir öğle uykusu, kabuslar vs, yıllar boyu…</p>
<p>Ben bir aşk çocuğuyum. Annem yıllar sonra bana “O zamanlar bana bir gavurla evleneceğimi söyleselerdi, hayatta inanmaz, hatta kızardım” demişti. Gavur olan oğluna bunu bu kadar açık yüreklilikle söylemesi bana çok özel gelmişti.</p>
<p>Babam yakışıklı ve çapkın bir herif olduğu için maaşallah BM gibiydi. Ama anneme aşık olmuştu. Bütün riskleri alarak onunla oldu, ben oldum kardeşim oldu. İyi oldu bence.</p>
<p>Annem, kendisi yüzünden cemaatte başı çok ağrıdığında “İstersen dinimi değiştireyim” demiş de, babam “Ben seni böyle sevdim, orijinalliğin bozulur, lüzumsuz” demiş ona.</p>
<p>Aşk böyle bir şey herhalde. Zaman zaman mantık zehirlenmesi yaşayan bir kovayım ve bu şeyler bir yandan çok uzak bana.</p>
<p>Anne ve babamın bu sevgi pıtırcığı durumlarına rağmen, aile, çook zor bir yerdi benim için. Otorite, bağlılık deyince birden tırnaklarım çıkıveriyor. İnsanın çekirdeğini parçalayan bütün mekanizmaları var ailenin. Çekirdeğime kimse giremez.</p>
<p>Babamın veliahtıydım ve o zamanlar söylemesi ayıp, çok zengindik. Tek erkek çocuk&#8230; Babam bana baktığında, kendi geçmişinin tüm kayıplarının giderildiği yeni versiyonunu görüyordu. Bu çok normal.</p>
<p>Beni evden gönderdiklerinde savaş başladı.</p>
<p>Ölene kadar da onunla savaştım.</p>
<p>Shakespeare’in dediği gibi, oğullar babalar öldükten sonra yükselir.</p>
<p>Onun için tam bir hayalkırıklığıydım başta. Sözünü dinlemeyen, ilk şiirini yaşlı bir dilenci için sekiz yaşında yazan ve panikle psikiyatriste götürülen bir “freak” olarak, tam bir mutsuzluk kaynağıydım ona. Sonra gittikçe bir teröriste dönüştüm. Sürekli yıkıcı şeyler yapıyordum. Başım hep beladaydı.</p>
<p>Ergenlikte taktik değiştirdim. Bilerek munisleştim. Bir de onları çok seviyordum. Babam yaşlanmış, hastalanmış ve fakirleşmişti. Bana ihtiyacı vardı.</p>
<p>Muhtaçta olana vurmak kalleşliktir.</p>
<p>Yeni taktiğim onun alanında daha iyi olmaktı. Böylelikle hem onlara destek olmuş olacak, hem de babamın defterini dürecektim. Yaptım da, nefret ettiğim halde, ticareti ondan daha iyi becerdim. İşi elinden tamamen aldım. Bu onun hem hoşuna gidiyor, hem de bana yeniliyor olmaktan mutsuz oluyordu. İkimiz de çok hırslıydık ve o benden daha önce ölecekti. Bunu hazmedemiyordu. Beni çok sevmese hayat onun için daha çekilir olacaktı.</p>
<p>Ama birbirimizi o kadar çok seviyorduk ki! Kokusu hala burnuma geliyor. Bana sarıldığında kokumu öyle bir çekerdi ki içine, eksildiğimi hissederdim, çok hoşuma giderdi ama.</p>
<p>1995’te öldü. Ölene kadar, uzun hastalık döneminde ona bir evladın verebileceği her şeyi verdim, sağlığım dahil. Ama öldüğünde, yalan mı konuşayım, üzüntüm de, savaş da bitmişti artık, rahatladım.</p>
<p>O öldükten sonra hayatımı birkaç senede kökünden değiştirdim. Tamamen kendi istediğim bir hayat kurdum. Kurmasam olmazdı. Planım bunu o hayattayken yapmaktı, ama nasip olmadı. Ama o benim rahat durmayacağımı biliyordu zaten, tahmin etmiştir.</p>
<p>Veçhelerden biri de budur. Pazar günlerinden nefret etmekle başlar bireyleşmek ve onunla barışmakla tamamlanır.</p>
<p>Ve bunlar hayatın içinde yaşanan çok ama çok sıradan şeylerdir.</p>
<p>İyi pazarlar.</p>
<p>Taraf, 23.11.2011</p>
<p><strong>markaresayan@hotmail.com</strong></p>
</div>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/197/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=197&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/24/pazar-gunleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir sıfatım yok&#8230;</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/20/bir-sifatim-yok/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/20/bir-sifatim-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 11:26:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[Zorla, yazılmış olsun diye yazı yazmama gibi bir ilkem var. Bu, öyle günlerden biri. Çok sıkıntılı bir gün. Canım yazmak istemiyor. Hakkâri’deki saldırıyla uyandım. Dün Bitlis saldırısı ile güne son vermiştik. Üçü çocuk dokuz kişi öldü. Acı patlıcanı kırağı çalmaz &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/20/bir-sifatim-yok/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=190&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zorla, yazılmış olsun diye yazı yazmama gibi bir ilkem var.</p>
<p>Bu, öyle günlerden biri.</p>
<p>Çok sıkıntılı bir gün. Canım yazmak istemiyor.</p>
<p>Hakkâri’deki saldırıyla uyandım.</p>
<p>Dün Bitlis saldırısı ile güne son vermiştik. Üçü çocuk dokuz kişi öldü.</p>
<p>Acı patlıcanı kırağı çalmaz derler ama, ölüme alışmamak bir insan hâli olmalı.</p>
<p>Bu saldırıların önemli bir amacı da, insanların, yaptıkları işe, barışa ve yaşama dair inançlarını yok etmek.</p>
<p>Sözün bittiği bir yer&#8230;</p>
<p>Öyle bir yer açmak. Öyle ki, orada savaş olsun, nefret olsun, sıkışalım sıkışalım ve her sıkışma halinde olduğu gibi eski alışık olduğumuz hallerimize geri dönelim.</p>
<p>“Savaş” durumu mu bu?</p>
<p>O zaman ortada gerçek bir savaştan bahsetmek gerekir.</p>
<p>Ortada gerçek bir savaş var mı acaba? Olmuş bu?</p>
<p>Onur Dirik denen o adam ortaya çıktı işte.</p>
<p>Dağlıca saldırısının faturasının kendine kesilmesinden şikâyetçi. Buz dağının görünmeyen yüzünden bahsediyor. Ama öyle veya böyle, konuşmaya başlamasının bir anlamı olmalı.</p>
<p>Belki, kendisinin koru(ya)mayan üstlerine kızan Dursun Çiçek sendromunu tekrarlıyor, ya da hadisenin yargıya daha ciddi bir şekilde yansıması ile devlete karşı işlenen suçlar kapsamında harcanacağını düşünüyor, bilemem.</p>
<p>Dağlıca’da 12 asker kaybettik. Dirik’in kendisi söylüyor. 28 gün öncesinden bilinen bir saldırı&#8230; Aynı Aktütün gibi, Hantepe ve kimbilir bilmediğimiz kaç sahte baskın gibi. Heronların an an izlediği, istihbaratın oluk gibi aktığı saldırılarda, ne önlem alınmış, ne de adam gibi yardım gitmiş. Dağlıca’da tabur zayıflatılmış, ışıklar gece açılmış, bozuk silahlar verilmiş ve Dirik’in iddiasına göre saldırıdan dört saat önce karşı saldırı talebi ret görmüş üst komutanlarca, ters istikamete gönderilmişler.</p>
<p>Dağlıca’da bütün işi kaçırılan sekiz erin üzerine atmaya kalktılar. Bu memleketin bakanı, Mehmet Ali Şahin, “O askerler keşke esir düşmeseler de ölselerdi” diyebilmişti. Nasıl da örtüşüveriyor zihniyetler, birbirine hasım olanlar arasında bile.</p>
<p>Özgürlük için ölmeye inanırım, ama öldürmeye inanmam. Hak mücadelesini, en kötü zamanlarda bile, öldürmeden de verebilirsiniz. Hatta ölmeye razı gelirsiniz, mücadelenizi en sert şekilde verirsiniz, sözünüzü söylersiniz. Siz öldürmeyi reddettiğinizde, sizi yenebilecek hiçbir güç yoktur. Bu duruşun gücü tahmin etmediğiniz kadar ezicidir.</p>
<p>Çoğu kabullenemez bunu. Çünkü öfke tatlıdır ve kolaydır, emek istemez. İntikam arzusu, barış arzusunu dümdüz eder gider. Sonra işin içine bir sürü kirli işler, ilişkiler, savaşın iktidarı ve menfaatler girer.</p>
<p>İşin içinden çıkamaz olursunuz. Baştaki cellât- mağdur ilişkisi, bir süre sonra, büyük cellât- küçük cellât ilişkisine döner. Ben tesbitimi söyleyeyim. 1980’lerin, 1990’ların devlet cinayetlerini en çok, en sert yazanlardan biriyim. Kürt kimliği ve haklarının konuşulmasına PKK’nin neden olduğu koca bir yalandır. PKK’nin sayesinde elde edilmiş bir kazanım olduğuna inanmıyorum.</p>
<p>Bana kimse de devletle örgütü aynı kefeye koyma demesin. Devlet en büyük cinayet örgütüdür zaten. Üstelik meşruiyet sıkıntısı yaşamaz. Her türlü yola başvurur, bilgiyi kirletir, yine yapar yapacağını.</p>
<p>Yani savaşla bir devleti yenmek o kadar kolay değildir. Ama devleti yenmek mümkündür. Onunla hiç beklemediği bir yöntemle mücadele etmek mesela. Eğer amaç, uğruna savaştığına inandığın insanlara özgürlük hak hukuk sağlamaksa tabii.</p>
<p>ETA silahı bırakıyor, onca yılda yaşanan insan kaybının toplamı 800. Britanya-IRA savaşında ise 3.500 civarında insan hayatını kaybetti neredeyse bir asırlık sürede.</p>
<p>Şuna bakın! Otuz yılda elli bin insan ölmüş. Devlet öldürmüş, PKK öldürmüş, sonra birlikte öldürmüşler. Devam ediyorlar.</p>
<p>Yamyamlık bu, özgürlük savaşı filan değil.</p>
<p>Tamam savaşa inanmam ama, savaş bir gerçeklik ve savaş barış için yapılır benim bildiğim. Uzun süren bir savaşta, bir konsensüs vardır savaş üzerine ve bu ahlaksızlık demektir.</p>
<p>Ya da yapılması gerekenler, yapılması gereken hızda yapılmıyordur. Aynı kapıya çıkar.</p>
<p>Bu ölümlerden hepimiz sorumluyuz. Bu kirli savaşı sürdürme azminde olanlar bir yana, ona gerekli kafa karışıklığını ve öfkesini sunan herkes.</p>
<p>Şu an kayıp sayısı 24. Yaralı ise 22&#8230; Gelen haberler kötü, kayıp sayısının artacağı söyleniyor.</p>
<p>Bu insanlar ölmeyebilirdi. Benim tek bildiğim bu. Biz daha ahlaklı ve daha kararlı olsaydık onlar ölmeyecekti.</p>
<p>Devlet, intikam almak için bugün ve yarın gerilla öldürecek. Kamuoyunu “tatmin” etmek zorunda. Sonra da PKK öldürecek, yine intikam için.</p>
<p>Hâsılı şu an canlı olanların öleceğini biliyorsunuz.</p>
<p>Maalesef o cümleyi yeniden kurmak zorundayım. Bizim ahlaksızlığımızı, ataletimizi kıracak kadar yeterli kan akmamış olmalı. Daha çok masum kanına ihtiyaç olmalı, masaya oturup şu pis işi bitirmek için.</p>
<p>Çocuklar ölüyor ve biz seyrediyoruz.</p>
<p>Benim bunu tanımlayacak bir sıfatım yok artık.</p>
<p>Taraf, 20.10.2011<br />
markaresayan@hotmail.com</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/190/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=190&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/20/bir-sifatim-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Malzeme bu&#8230;</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/17/malzeme-bu/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/17/malzeme-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Oct 2011 10:44:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=188</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan’ı severim. Aralarına nifak girmesin ama, AK Parti’de en sevdiğim Erdoğan değil, Sayın Arınç’tır lakin&#8230; 2002 yılından itibaren, ki o zaman AGOS’ta yazıyordum, 28 Şubat 1997 yılında Demirel’i büyük bir devlet adamı olarak gören ben, AK Parti için çok &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/17/malzeme-bu/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=188&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Erdoğan’ı severim. Aralarına nifak girmesin ama, AK Parti’de en sevdiğim Erdoğan değil, Sayın Arınç’tır lakin&#8230; 2002 yılından itibaren, ki o zaman AGOS’ta yazıyordum, 28 Şubat 1997 yılında Demirel’i büyük bir devlet adamı olarak gören ben, AK Parti için çok erken bir tesbit yapmıştım. </p>
<p>“Bunlar farklı. Burada farklı bir şey var, iyi bir şey.” </p>
<p>AGOS’ta o zaman da çok tepkiler alırdım AK Parti yazılarıma. Umurumda olmazdı. Resmi çok net görüyordum çünkü. Ermeni olmaktan ötürü nasıl önyargılarla boğuştuğumu iyi bildiğim için, “Müslümanlara” karşı önyargılarımı kırmaya başladım. 80 yaşındaki Ohannes amcam, –aslında babamın kuzeniydi– özellikle soykırım konusunda yüreğim sertleştiğinde, elime dokunur, “Oğlum, Müslümanlar iyidir” derdi. “Müslümanlar iyidir.” Bu kadar söylerdi&#8230; </p>
<p>O zaman çocuk sayılırdım, beyaz Ermeni’ydim, kent çocuğuydum. Anlamazdım. Ama bunu öyle içten ve gözlerinin içi yaşlanarak söylerdi ki, hayatının büyük kısmı Anadolu’nun bağrında, acı ve mücadeleyle geçmiş bu yaşlı adamın sözleri içime işlerdi. </p>
<p>Tabii, 2002 yılından sonra buna tecrübe, bilgi vs. eklendi. Ben Müslümanları daha yakından tanıdım. Aslında, kendimi bu ülkenin hep dışında tutmuş bir insan olarak reddettiğim şeyi kabullendim. Hatta bu bana ferahlama da verdi. Evet, ben bu ülkenin bir mahsulüydüm, kimliğime dair özel kodlar bir yana, rahip bir dostumun dediği gibi, öyle karışmıştık ki, saf bir Ermeni’den, saf bir Müslüman’dan bahsedilemezdi artık. Aslında her Ermeni’nin yüzde yirmi beşi Müslüman, her Müslüman’ın yüzde yirmi beşi de Ermeni’ydi ve diğer permütasyonlar&#8230; </p>
<p>AK Parti’yi desteklediğimi hiç saklamadım. Bugün seçim olsa yine oyumu AK Parti’ye vereceğim. Bunun doğruluğundan zerre kadar kuşkum yok, aklım, vicdanım rahat. Çünkü bu ülke için hâlâ en hayırlısı o ve alternatifsiz. Alternatif yaratın, bana da haber verin bir ara. </p>
<p>Tabii böyle olunca, Erdoğan’ın “100 bin Ermenistanlıyı sınırdışı ederiz”, “Ne Yahudiliğimiz, ne Ermeniliğimiz, affedersiniz ne Rumluğumuz kaldı”, “Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi” gibi sözlerini karşılamak zorunda kalıyorsunuz. Bunu bendeki bir çelişki olarak görüyorlar. </p>
<p>Hiç de çelişki değil. AK Parti’nin başörtülü kadınlara tavrının pespayeliği, çapsızlığı, gaddarlığı ortada. Kadınları Ergenekoncu ilan ettiler. Ermeni’yi mi kayıracaklardı? </p>
<p>Ama ne bekliyordunuz ki! Ohannes amcamın bir sözüydü yine, “Oğlum bu malzemeden baklava hamuru açılmaz, olsa olsa tandır pişer” derdi. </p>
<p>Malzeme bu&#8230; </p>
<p>2002’den itibaren değişen siyaset ve Türkiye için de hep şunu söyledim: AK Parti dâhil, bu siyaset gerçek değil, kalıcı değil, sadece geleceğe dair yeni ve iyi şeyler oluyor. </p>
<p>Meclis’te gerçek partilere sahip değiliz. Hepsi olmaları gerekenin çok çok kötü reprodüksiyonları gibi. En iyileri AK Parti, hâlâ da öyle ve bir süre daha öyle olacak. Ama geleceğin siyaseti bunlar değil. Erdoğan da bundan 20 yıl sonra hayırla yâd edilecek, ama eski Türkiye’ye ait olduğu da bilinecek. Onun değeri, yeninin içinden sızacağı, boğulmayacağı geniş çatlaklar açmak olacak. Bu bile onun yedi ceddine yetecek hayır ve sevap demek. Ona gerçekten çok şey borçluyuz. </p>
<p>Evet, ne bekliyordunuz? Şu Zerdüşt işine Taraf’tan başka kim karşı çıktı mesela? Utanç verici bir medya. Altın Portakal’daki pespayeliği gördünüz. Mide bulandırıcı bir solculuk ayini. Öteki’nin, eşcinselin, kadının adeta ırzına geçtiler. Öyle bir sömürü ki, insanın düşün ya hu yakamızdan demesi geliyor. </p>
<p>Malzeme bu! </p>
<p>Çoğunuz daha farkında değilsiniz. 88 yılın nelere malolduğunu hâlâ tam anlamış değilsiniz. Kemalizm, bugün çöküyor gibiyse de, bilakis son derece başarılı olmuş bir ideolojidir. Türk milliyetçisi, asker tapıcı milyonlarca Müslüman yaratmıştır mesela. Kemalist cuntacı Türkiye’nin en büyük sorunu önümüzdeki yıllarda değişimin dinamiği olan Müslüman orta sınıfının bu milliyetçilikten ne kadar hızla arınacağına bağlı olacak. </p>
<p>Erdoğan da sıradan bir Türk milliyetçisi. İslamî konuştuğunda, bunu bir de evrensel değerlerle örtüştürdüğünde müthiş bir adam çıkıyor ortaya. Ama bu lapsuslara engel olması mümkün değil. O eski Türkiye’nin bir ürünü çünkü. Çoğunuz da öylesiniz. Bundan kurtulmak öyle kolay değil. Ne zannettiniz ki! </p>
<p>Taraf biraz farklı olabiliyorsa ve bu kadar yalnız kalıyorsa, bundan. Biz geçmişte de bu ülkeye ait hissetmedik kendimizi. Kendi adıma bu kesin böyle. Ben bu ülkeye daha yeni yeni yerleşiyorum. Kendi memleketinde gurbette yaşamış olmak çok yıpratıcıydı kabul, ama getirisi de bu. </p>
<p>Yolun daha çok başındayız. Enseyi karartmayın, durmak yok yola devam&#8230; </p>
<p>markaresayan@hotmail.com</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/188/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=188&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/17/malzeme-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İstanbul ve kasvet&#8230;</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/16/istanbul-ve-kasvet/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/16/istanbul-ve-kasvet/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2011 09:47:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=185</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul ve kasvet, en sevdiklerim&#8230; Bazı sabahlar farklı başlar. Geçen cuma bu bana oldu. İstanbul beni farklı karşıladı. Ne kadar zarif, tüm gece uğraşıp çok güzel bir elbise giyinmişti üzerine. Dekoltesi, masumiyeti ve irkilticiliği yerinde, içinden şimşeklerin sızdığı solgun renkleri, &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/16/istanbul-ve-kasvet/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=185&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/before.jpg"><img src="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/before.jpg?w=584" alt="" title="before"   class="alignleft size-full wp-image-186" /></a>İstanbul ve kasvet, en sevdiklerim&#8230;</p>
<p>Bazı sabahlar farklı başlar.</p>
<p>Geçen cuma bu bana oldu.</p>
<p>İstanbul beni farklı karşıladı.</p>
<p>Ne kadar zarif, tüm gece uğraşıp çok güzel bir elbise giyinmişti üzerine.</p>
<p>Dekoltesi, masumiyeti ve irkilticiliği yerinde, içinden şimşeklerin sızdığı solgun renkleri, müthiş. </p>
<p>“‘Bugün kendinle ilgilenmeler günü’ olsun, teklif bu” dedi bana.</p>
<p>“Bak günün ışığını kıstım. Yağmur homurtularımı engelliyor, kokumu alıyor musun, ne güzel değil mi?”</p>
<p>Boynunu uzattı, içime çektim. </p>
<p>“Islağım, ama sana değmeyecek. Biliyorum, o lanet günden beri ıslanmayı hiç sevmiyorsun.”</p>
<p>“Evet, haddinden fazla sertti ve haddinden fazla erken” dedim.</p>
<p>Şefkatle baktı bana. Şefkatten hazzettiğimin yüzüme çarpılmasından hazzetmediğimi bildiği halde.</p>
<p>“Peki, hiç geçmeyecek mi bu” dedim.</p>
<p>“Bazı şeyler de bırak geçmesin” dedi. “Hem geçse ne olacak! Birilerinin de bu dünyada ıslanmaktan hoşlanmaması gerekir. O zaman ıslanmaktan hoşlananlara kim yer açacak sokaklarımda?”</p>
<p>“Ama ben ıslanmaktan hoşlanmak istiyorum, artık” dedim.</p>
<p>“Zaten insan aynı anda her şeydir!” dedi.</p>
<p>Anlamadım, terslemesin diye de soramadım.</p>
<p>“Zamanı gelmemiştir. Kabuk bağlamamış bir arzudur” dedi.</p>
<p>“Şımarık” olmakla suçladı sonra beni. Çok sabırsızmışım. Bunun bedeli ânı ıskalamakmış.</p>
<p>“An kelimesinden hiç hazzetmiyorum. Ânın canı cehenneme!” dedim.</p>
<p>Omzunu silkti.</p>
<p>“Çok şımarıksın” dedi. “Ölümsüz gibi davranma, saçma!”</p>
<p>“Uçamadığımı biliyorum, ama bunu bilmek uçmaktır” dedim.</p>
<p>Bu sefer o anlamadı anladım.</p>
<p>Hayalkırıklığına uğramış bir kadın&#8230; Işığını biraz daha kıstı. Güzelliğinden mahrum etmek istiyordu. Çok çiğ bir davranıştı, ama aşk, çiğ kalmazsa çürür, biliyordu.</p>
<p>Her şeyini erkeğine vermek isteyen, ama iltifat göremeyen bir dişiden daha tehlikeli ne olabilir?</p>
<p>“Her şeyi istiyorsun. Evde kal işte! Yeraltından Notlar’ı oku, Şato tam bu havalık, fırıldak gibi nasıl da döndürür insanı kendi içinde.. ne zamandır istiyorsun biliyorum, The Catcher in the Rye’ı oku, New York sokaklarında Holden gibi dolaş yine. Sonra iki film seyret, üst üste, Before Sunrise ve Before Sunset olabilir, birinin yıktığını diğeri tamir ediyor çünkü, ama sana hoş duygular kalır. Bana dair hâlâ iyi bir film yapamadılar, ne kadar kızıyorum biliyorsun.”</p>
<p>“Haklısın” dedim. “Biliyorum.”</p>
<p>Bana baktı, bana onu bildiğim için tutkundu zaten.</p>
<p>“Sonra bir gündüz uykusuna yat” dedi.</p>
<p>“Sevmezsin biliyorum ama, bu sefer kontrol bende olacak, söz. Kıyıcı kâbuslara teslim etmeyeceğim seni. Tüm bedenin ve ruhunu kuşatacağım, algıların benim emanetimde olacak. Şeytanlar uzak duracak senden. Uykunda, kabuklarını loş duvarlarıma sürtüp sürekli kanattığın yerlere üfleyeceğim. Uyandığında&#8230;”</p>
<p>Yüzümde oluşan ifadeden hoşnut değildim, saklayamadım, o da gördü, hamle yaptım.</p>
<p>“Evet, ne olacakmış uyandığımda?”</p>
<p>“Küstahlaşıyorsun ama!” dedi.</p>
<p>“Sen de çok sertsin. Bu sabaha çok özendiğini biliyorum, ama bırak da&#8230;” dedim.</p>
<p>Hani barışmaya gönüllü, ama hemen de yumuşamak istemeyen çok güzel bir kadın gibi, gülerken dudaklarını buruşturarak bana baktı. </p>
<p>“Paris bile, Napolyon’u kurşundan bir manto gibi bunaltmıştı ve bu 10 milyon insanın hayatına mal oldu, unutma” dedi.</p>
<p>“Evet, bir dehanın can sıkıntısı çok pahalıdır. Ama bu Paris’in suçu değildi ki! Kendine pay çıkarma. Senin de ne canavarlar yarattığını bilirim. Sevişmek istediğinde oluk oluk kan akıtırsın. Yaralarıma üfleyecekmiş!”</p>
<p>Adımı bağırdı. “Beni çok zorluyorsun!” dedi.</p>
<p>Adımı bağırmaz genelde, bu tehlike demektir.</p>
<p>Ama beklediği sadece telafiydi. Benimle işi henüz bitmedi çünkü, yok etmeyecek daha. Ama aramızdaki ilişkinin dinamiğini hâlâ çözmemiş olamaz.</p>
<p>O kadar çok ihtiyaç hissediyoruz ki, birbirimiz için ölümcül bir tehdit haline geldik çoktan. Zaaflarımızı gördüğümüz bir ayna gibi olduk. Yok etmek istiyoruz aynı anda birbirimizi. Burada şefkat olamaz. Kıymıklı molalar olur sadece, o sabah gibi. Tek istediği, onu terk etmemem ve mezarımın bağrına girmesi. Beni öyle elde edeceğini düşünüyor, ki haklı.</p>
<p>Neden bana ihtiyaç hissediyor biliyorum.</p>
<p>İzliyorum onu çünkü. Ve zarif bir sadakatsizlikle yapıyorum bunu. Ne kadar acı çektiğimi biliyor ondan uzak kalmalarımda. Ama acılara ne kadar dayanıklı olduğumu da ve temayülümü gitmelere&#8230;</p>
<p>Ona kavuştuğumda, o ilk çocukluk günlerinde, günler ve gecelerce koynunda yattığımı, eve hiç girmek istemediğimi biliyor.</p>
<p>Ben onun için sokak çocuğu oldum. Başımı hiç yok yere belalara soktum. Bıçaklandım, dayak yedim, dayak attım. Umurumda değildi oysa tüm bunlar. Sadece onun rahminde olmak için yaptım.</p>
<p>Orada yaşayanların şehvetidir, yeri şehir yapan.</p>
<p>Ve biliyor ki, ben İstanbul’da ölmeyeceğim.</p>
<p>Tüm hırçınlığı bundan.</p>
<p>markaresayan@hotmail.com</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/185/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=185&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/16/istanbul-ve-kasvet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://mesayan.files.wordpress.com/2011/10/before.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">before</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Utanmışlarmış</title>
		<link>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/13/utanmislarmis/</link>
		<comments>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/13/utanmislarmis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 15:56:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mesayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mesayan.wordpress.com/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülkede insana sürekli olarak bir söz fısıldanır. “Sen değersizsin&#8230;” “Varlığın ehemmiyetsiz.” “Yangında ilk kurtarılacaklardan değilsin.” “Her an gözden çıkarılabilirsin.” “Bunu kabul et ve hazır ol!” Andımızdaki “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” sözü ile küçücük çocuklara, kendi beden ve ruhlarından &#8230; <a href="http://mesayan.wordpress.com/2011/10/13/utanmislarmis/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=183&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ülkede insana sürekli olarak bir söz fısıldanır.</p>
<p>“Sen değersizsin&#8230;” </p>
<p>“Varlığın ehemmiyetsiz.”</p>
<p>“Yangında ilk kurtarılacaklardan değilsin.”</p>
<p>“Her an gözden çıkarılabilirsin.”</p>
<p>“Bunu kabul et ve hazır ol!”</p>
<p>Andımızdaki “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” sözü ile küçücük çocuklara, kendi beden ve ruhlarından daha değerli bir şeylerin olduğunu ezberletirler.</p>
<p>Hâlâ kaldırmadılar!</p>
<p>Burada “Türk” sözcüğünün de bir ehemmiyeti yok benim için. Oraya “Türkiyeli” veya “panda” kelimesini de koysanız, sonuç değişmez.</p>
<p>Bugünlük konu o değil.</p>
<p>Ailede kız çocukları birer geyşa gibi erkek efendileri için yetiştirilir. Hayatları vücutlarını kocalarına sunmak, yemek yapmak ve dayak yemekle geçecektir. Bir aile, hem de bizim pek mutaassıp, pek bir ahlaklı ülkede, kız çocukları böyle ahlaksız bir zihniyetle, “elverişli” hale getirilir, bizzat babaları anneleri tarafından.</p>
<p>Elverişli olmayanların da başına nelerin geleceği bellidir. Önce ruhen öldürülürler, baskıyla kişilikleri linç edilir, ehlileştirilirler, “tüketilmeye” uygun hale gelsinler diye. Dünyada hâlâ çarkları döndüren motor, kadın kanıyla çalışır çünkü.</p>
<p>Olmadı, Ayşe Paşalı olurlar, o resim hepimize bakar. O bakış&#8230; Yüzü mosmor, katili yanında, Paşalı’nın o bakışı, her şeyi özetler, yavaş çekim cinayeti anlatır&#8230;</p>
<p>Bir durakta görürsünüz sonra, bir başkasını&#8230; Meral Tahta’yı. Dört gün boyunca dövülmüş, işkence görmüş, komada durağa bırakılmıştır. Yüzünü görürsünüz, şöyle yana düşmüştür. Size bakar sanki. Sonra, beyin kanaması ve böbrek yetmezliğinden ölür.</p>
<p>Sonra Şefika Etik&#8230;</p>
<p>Habertürk’ün sürmanşetindeki o feci fotoğraf&#8230;</p>
<p>İnsanın o fotoğrafı gördüğünde aklına ilk olarak “gazetecilik etiği” filan gelmez kardeşim! Onu gördüğüm anda, aklıma gelen ilk şeyi yazdım tweeter’a. “Onu bu hale getiren adamla, üzerimize kilitlenmiş küçük bir odada sadece bir saat geçirmek istiyorum&#8230;” dedim.</p>
<p>İnsan hakları, gazetecilik ilkeleri, kişinin öldükten sonra da hakkı olduğu, bıdı bıdı bıdı&#8230;</p>
<p>Gazetenin bazı yazarları da hızlı davranmış hemen kınamışlar haberi; sanki bilmiyoruz neyin doğru neyin yanlış olduğunu. Utanmışlarmışmış.</p>
<p>Basan da, başında Eren Keskin’e “Askerler taciz ediyor” dediği için “Ben bu Eren Keskin’e ilk gördüğüm yerde cinsel tacizde bulunmazsam namerdim” diyen Altaylı gibi birisinin bulunduğu Habertürk&#8230;</p>
<p>“PKK seks partileri yapıyormuş. Ben de Rojin’i dağa kaldırır, seks kölem haline getirirdim” diyen Serdar Turgut gibi birine köşe yazdıran bir Habertürk!</p>
<p>Utanmışlarmış. Hadi canım!</p>
<p>Altaylı savunma yazısında tahmin ettiğimi yapıp “Şiddetin boyutuna dikkat çekmek istedik” diyor. Bütün riskleri almış da, bıdı bıdı bıdı. Kim inanır sana! Kim olduğun ortada. Madem o resmi basıyorsun, madem amacın bu, “Kadına şiddette son nokta” diye başlık atmazsın. Kadına şiddette son nokta o değil çünkü, öğren! Bu ülkede kadınları çok daha feci şekilde öldürüyorlar. Memelerini, kafalarını kesiyorlar, parçalara ayırıyorlar onları, yakıyorlar.</p>
<p>Hadi madem bastın. Altını adam gibi yaz. Meramını anlat. Bir manifesto hazırla. Hatta kendi adınla bir başyazı, de ki “Biz bu resmi basarak risk alıyoruz, bazı ilkeleri bilerek çiğniyoruz. Ama resmi görünce isyan ettik. Bu olay, üçüncü sayfalarda bile zor yer bulacak ‘sıradan’ bir cinayet haberiydi. Ama aslında yaşanan gerçeklik bu, göstermek istedik” filan de. Ot gibi altını doldurmuşsunuz. Şöyle oldu, böyle oldu. Sadece resmin groteskliğine yüklendiğin ve samimi olmadığın öyle belli ki&#8230;</p>
<p>Resim hoşuna gitti, kafanda şeytani bir şimşek çaktı, ses getirir diye bastın, uzatma.</p>
<p>Ben o resmi basmazdım. Benim gazetem de basmazdı.</p>
<p>Ama ben basılmasının kötü olmadığını düşündüm ve yüreğim aklımın önüne geçti. &#8220;O&#8221; kadının öldürülmesi ve haberin nasıl verildiğine değil de, böyle rezil bir medyası bulunan bir ülkede gazetecilik etiğine böyle abanılmasından rahatsız oldum. Bir kadın soykırımının güle oynaya yaşandığı bir ülkede, bu tartışma bana bulantı verdi.</p>
<p>Hâlâ da bulanıyorum.</p>
<p>Taraf, 13.10.2011</p>
<p>markaresayan@hotmail.com</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mesayan.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mesayan.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mesayan.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mesayan.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/mesayan.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/mesayan.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/mesayan.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/mesayan.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mesayan.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mesayan.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mesayan.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mesayan.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mesayan.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mesayan.wordpress.com/183/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mesayan.wordpress.com&amp;blog=22029343&amp;post=183&amp;subd=mesayan&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mesayan.wordpress.com/2011/10/13/utanmislarmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/d3888d8d804075f6cd55918d74cbeaeb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">mesayan</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
